Ocak 25, 2008

Tatil öncesi son yazı;ilk sobe ve ilk cevap...





Önüm arkam sağım solum sobe :))))

ne çok oynardık çocukluğumuzda saklambaç ,sobelemece, yakantop,istop,dombili oy oy oy ne günlerdi...

büyüdük kocaman olduk bu kez perili köşk bloglar arası oyun alemine davet etmiş de haberim olmamış...

Hemde konu bu aralar en dertli olduğum kendime yap da kurtul tembel die sık sık kızdığım YAPMAYI ERTELEDİĞİMİZ KOLAY ŞEYLER;

Neler yok ki...

~ 1 numaraya uzun bi zamandır zevkle binbir hevesle aldığım 1000 parçalık puzzlee ı ekliyorum efendim aldığımın ilk haftası 780 küsür parçası yerleştirilmiş (arta kalan parçalar tek tek sayılarak ulaşılmış rakamdır ) misafirlerin gelmesi ile arka otaya itelenmiş sonra bi türlü salona terfi edememiş boynu bükük garip puzzle ım...

~ 2 numarada bu sefer daha da uzun bi zamandır bekleyen annemin dağılan çok sevdiği ben dizicem onları die el koyduğum sahiplendiğim incilerini yerleştirmek istiyorum getir incilerimi dizdiricem onları isyanlarına rağmen hala büyük bi azimle ben dizicem onları die çekmecede bekletiyorum...

~ 3 numaraya nefretttttt ettiğim ütüleri yazmasam hayatta olmaz ...

~ 4 numaraya 3 buçuk yıllık evliliğimize rağmen hala stüdyo fotoğraflarımızı (albüm dışındakileri tabii o kadar da diil yani :)) ) çoğaltamamış olmamı ekliyorum ki fotoğrafçının önünden de pek sık geçerim yani...

Die bu liste uzaaaaaaaar gider gece gece bu kadar yeter di mi diyerek evcilik lezzetler ,ab-ı hayat ve dide yi sobeliyorum elim sizde :)))

ve tatile son bir ki üç dört die zıplıyorum bi süre uzaklarda olucam ama ara ara takılıcam tabii ki...

hepinize güzel günler diliyorum...

Ocak 24, 2008

VURULDUK EY HALKIM UNUTMA BİZİ...


Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı,
ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük
Dövüldük, vurulduk, asıldık...
Vurulduk ey halkım,
unutma bizi

Yoksullugun bükemedigi bileklerimize,
çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını,
birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım,
unutma bizi.

Fidan gibi genç kızlardık;
hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında,
yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
Direndik küçücük yüreğimizle,
direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından,
utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım,
unutma bizi.

Ölümcül hastaydık.
Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde
öldürüldük acımaksızın.
Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına,
birer mezar taşı gibi savrulduk.
Vicdan sustu.
Hukuk sustu.
İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım,
unutma bizi.

Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek,
yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı,
ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım,
unutma bizi.
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler,
sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım,
unutma bizi.

Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa,
devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik,
sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi.

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk,
komünist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik,
kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı
dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey halkım,
unutma bizi.

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
Bir gece sabaha karşı,
pranga vurulmus ellerimiz ve
ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık.
İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik
boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım,
unutma bizi.

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında
vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı,
ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.

ÖFKELERİNİ BİR GÜN BİLE KARŞISINDAKİLERE
BAĞIRMAMIŞ İNSANLARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE
ÖLDÜRÜLDÜK.

Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
Batı uygarlığı adına,
bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım,
unutma bizi.
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz
ey halkım, unutma bizi.

UĞUR MUMCU

Ocak 23, 2008

vee kızıl nehirler de bitti...


Biz Efendileriz, Biz Köleleriz.
Biz Her Yerdeyiz, Hem de Hiçbir Yerde.
Biz Karar Verenleriz.
Kızıl Nehirlerin Hakimiyiz.

Kalbinize güvenmiyorsanız ya da ocakta yemeğiniz varsa, bu kitabı okumaya başlamayın. Grange'nin sınır tanımayan hayal gücü, sürekli artan gerilim, etkileyici karakterler, birbirinden korkunç cinayetler; hepsi daha ilk satırlardan itibaren size hükmedecek...
Soluk kesen bir tempo.İki sıradışı insanın çevresinde gelişen olaylar: biri enerji dolu, tecrübeli bir polis, diğeri sokaklardan gelme Mağripli bir çaylak...

Diyor kitabın arka sayfasında , mükemmel kurgulanmış bir kitap,son derece akıcı ve heyecanlı bi kere başladın mı bi türlü elinden bırakamıyosun.hatta öyle anlar oldu ki gece karanlık odada yalnızım acaip korkuyorum fakat kitabı bırakıp diğer odaya hem meraktan hem korkudan gidemiyorum :))
Fakat şunu söylemeliyim ki okuyanlar bilir fazla detay vermicem okumayanlar için ipucu olmasın, katilin ortaya çıktığı ilk anda bunda var bişi dedim ama böylesi bi kurguyu tahmin etmemiştim. Olaylar bütünü çok etkileyici birbirinden bağımsız gibi görünen iki durumun çok alakasız gibi duran ip uçlarından yola çıkarılarak tek bi olay olduğunun ortaya çıkması ve olayın açığa kavuşması son derece etkileyici....
Kesinlikle okunmalı,Grange in daha önce de Leyleklerin Uçuşunu elime almış fakat araya başka kitaplar girip okuyamamıştım Kızıl Nehirlerdeki etkileyiciliğin üzerine onuda ilk fırsatta okunacaklar listesine aldım...

Listeye göre :)) Kulin 'in Veda sına başlicaktım ama bugün okulda 3 saatlik boşlukta sınıf kitaplığından Balzac ın Vadideki Zambak ını aldım (üzerindeki etiketten de görüldüğü üzre )ve okumaya başladım betimlemeler son derece etkileyici,böylece Veda yine okunacaklar kısmında kaldı...

Uzun zamandır kitap okuyamamaktan yakınıyordum ama artık eski bol kitap okur dönemlerime adım adım ilerliyorum ...
Acaip keyifli bişii kitap okumak keşke herkes bu keyfe varabilse ...

Ocak 22, 2008

pazar keyfi;pizza kanepeler...

güzel bir hafta sonunun ardından selam!!
seviyorum hafta sonlarını ,yarı yıl tatillerini ,yaz tatillerini bu sebeple tam kendime göre bi meslek seçtiğimi düşünüyorum.tabii ki bu düşüncemde ki tek sebep tatiller diil şüphesiz ama yazın o kavurucu sıcağında çalışıyor olma fikri bile bi kabus benim için ...
fakat bunların dışında da seviyorum mesleğimi insan şekillendiriyoruz hiç kolay hafife alınacak bi meslek diil ama bişeyler öğretebilmek yansımalarını öğrencilerin üzerinde görebilmek çok güzel...

bu noktada bi ahhh çekmek istiyorum keşke herşey yolunda gitse bizim istediğimiz gibi yön bulsa her öğrenciye ulaşabilsek....

nerden nereye güzeldi hafta sonu hava güzel olduğu zaman herşeyin yönü değişiyo zaten benim için yaza aşık biri olarak severim güneşli güzel günleri...

asıl amacım amasra yı anlatmaktı aslında cumartesi havanın güzel oluşunu fırsat bilerek amasra ya gidelim dedik heyy dedim ne güzel fotoğraflar çekicem bloğa eklicem bide amasra yı anlatıcam kaçıncı gidişim olursa olsun her seferinde kendimi mutlu hissediyorum adım adım dolaşıyorum herbir yerini...

eee arabaya bindik ki makineyi aldım elime uyarı yanıp sönüyor hadiii şarj yok tabi tüm heveslerim söndü artık bi dahaki sefere dedim bekleyin....

pazar yine güneşli bi gün güneş her ne kadar ısıtmasa da aydınlığı yetiyor benim içimi aydınlatmaya...

dedim yapalım güzel bi pazar kahvaltısı , specialimiz de olsun pazar kanepesi;
pratik tariflerin sahibesi olan benden yine bir pratik tarif,ama bir o kadar da süper bir tarif...

Malzemeler

~ kepekli tost ekmeği ( istediğiniz şekilde ekmek dilimleri olabilir)
~ sucuk
~ kaşar peyniri
~ 1 yumurta
~ küp küp doğranmış domates
~ bir kaç tane yeşil biber olmazsa olmaz
~ bir kaç damla zeytin yağı istenirse üzerine tereyağı

Yumurta çırpılır tüm malzemeler minik minik doğranarak yumurtaya karıştırılıp ekmek dilimlerinin üzerine sürülür 200 derece de istediğiniz kıtırlık derecesine gelip malzemeler pişene kadar fırınlanır ve afiyetle yenir...

Mutlu hafta sonları evet evet şimdiden :))

Ocak 19, 2008

seni düşünmek güzel şey...

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

NAZIM HİKMET

Nazım Hikmet in sözleri Ezginin günlüğü'nün bestesi ile buluşunca ne kadar muhteşem olmuş,en sevdiğim şarkılardan biri en sevdiğim şair ve en sevdiğim gruplardan...
insanın içine huzur veren sözler,sesler,melodiler...


Ocak 17, 2008

sosyete mantısı yaptım en yalancısından :))

üniversite son sınıftayım,yemek konusunda annemin hazırlayıp gönderdiği dolabı doldurduğumuz yemekleri sarmaları sadece pişirmekle en fazla şehriye çorbası haşlanmış tavuk salata yapmakla sınırlı olduğumuz bi dönemde yine bizim bölümden yakın arkadaşımızda kalıp ders çalışıp muhabbet seanslarından birinde bize özel hazırladığı süper lezzetlerden biriydi sosyete mantısı bayılmıştık ...

Çok sevdiğim halde çok da pratik olmasına rağmen bi türlü o günden sonra yapmamıştım sosyete mantısı.Geçenlerde aklıma geldi bloglar arsında araştırdım biraz ,biraz ondan biraz bundan birazda benden diyerek evde olanları da kullanarak, kolayına kaçıp kızartmak yerine fırınlayarak hazırladım sosyete mantısını eşime de sürpriz yaptım nasıl yani bana daha önce nasıl yapmazsın bunu harika bu diye diye bi çırpıda bititrdik :))

Malzemeler:
~ yarım kg yufka
~ 300 gr kıyma (göz kararı)
~ 1 orta boy soğan
~ tuz ,karabiber
~ 1 su bardağı yoğurt
~ 1 su bardağı tavuk suyu
~ 1 çorba kaşığı zeytinyağı
~ 1 kaşık tereyağ
~ pulbiber ve nane

Yufkalar -3 tane- üst üste konularak 4 parçaya ayrılıp 12 çeyrek yufka elde edilir.Sonra kıyma bir tencereye alınarak kısık ateşte kavrulduktan sonra soğan tuz ve karabiber eklenerek soğanlar pişene kadar devam edilir.Bu esnada bir kapta yoğurt tavuk suyu ve zeytinyağı çırpılır.
Kıymalar iyice kavrulduktan sonra her bir çeyrek yufkanın üzerine yoğurtlu sos sürülerek kıyma kenar kısımlarına konulup gül böreği şeklinde sarılır ve fırın tepsisine dizilir en son kalan yoğurtlu sosdan böreklerin üstüne de sürülerek 200 derecede börekler kızarana kadar pişirilir.
Üzerine sarımsaklı yoğurt döküldükten sonra tereyağında pulbiber gezdirilir ve nane ile süslenerek servis yapılır.Göze gönüle mideye hitap edilerek afiyetle yenilir :))

Ocak 16, 2008

kitap okumak istiyorummmm!!!!

En çok sevdiğim şeylerin başında kitap okumak geldiği elime aldığım bi kitabı okur gibi diil de sanki yaşarmış gibi bi solukta bitirdiğim halde son zamanlarda bi türlü kitap okuyamıyorum...
Baba ve piç ilk kez bir kitap aylarca süründü elimde...
Nihayet bitirdim...

Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip gelen bi kitap; Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesi. Ermeni soykırımı yapıldığı inancı ve nefretiyle büyümüş Amerikalı Ermeni Armanuşun köklerini bulmak ve bu gerçekle yüzleşmek için Türkiye ye gelişi ,Türk Kazancı ailesinde 4 teyze ve babasını bilmediği için geçmişi ile yüzleşemeyen Asya ile geçirdiği bi hafta süresince hayatı ve geçmişi sorgulayışları çerçevesinde geçen bi roman.Akıcı bir dile sahip aslında bi çırpıda okunabilecek türden ama bazı kişi betimlemeleri oldukça sıkıcı.Fakat insanı içine alan çok etkileyici yanları olan bi kitap diil...

Bu arada Baba ve piç i okurken Sabahattin Ali nin Kürk mantolu Madonna kitabını bir çırpıda okudum ve de son derece etkilendim,nasıl bir aşk nasıl bir bağlılık tutku ...
Mutlaka okuyun derim...
Sabahattin Ali nin okuduğum ilk kitabıydı bu dilini çok beğendim,ilk fırsatta tüm kitapları da okunmak üzere sıraya girdiler...

Sırada Kızıl nehirler var çok benim tarzım diil diye düşünüyorum o yüzden elime bi türlü alamıyorum ama merakda ediyorum bu kitabı,sonra Ayşe Kulin in Veda sı var ki Ayşe Kulin en sevdiğim ve soluksuz tüm kitaplarını okuduğum bir yazar,umarım bu kitaptan da aynı tadı alırım...

Sonra Livaneli okumak istiyorum, sonra Jane Austen...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails