bir gezi vakti... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir gezi vakti... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ocak 20, 2011

5 yıl sonra...

Hafta sonu önce Kastamonu ardından Ilgaz'dayız...
Heyecanlıyım...
Dileğim  böyle kar olması :))
Ve hımmm etli ekmek + merak ettiğim pastırmalı ekmeklerin en şahanesinden olması...
Eee birde Dorukta kahve keyfi daha ne olsun...

Mayıs 23, 2010

İznik { Ayasofya Müzesi }

25 Nisan'dı İznik'teydik , 1 ay olmuş...
Şahane bir tarafta zeytin ağaçları diğer tarafta İznik gölü hem doğası hem tarihi etkileyici...
İznik Ayasofya Müzesi, İznik'in tam ortasında , surlarla çevrili kentin dört kapısından gelen yolların kesiştiği yerde inşa edilmiş. Hristiyanlıkla ilgili önemli kararların alındığı 7. konsül 325 yılında bu kilisede toplanmış.Osmanlılar döneminde camiye dönüştürülmüş.


Mayıs 01, 2010

Tarihi Çınarın altında kahvaltı...


İnkaya'da tarihi çınar;
Kendisi 600 yaşında olup 6 asra tanıklık etmiş 9,5 m genişliğinde ve 35 m boyundadır.
Çekirge'den Uludağ milli parkına giden yoldan sola sapıp İnkaya köyüne ulaşarak buluştuk muhteşem manzarayla...
Pazar sabahıydı biz 10 da orda olmamıza rağmen hemen hemen tüm masalar doluydu harika bir köy kahvaltısı yaptık yanına sucuklu yumurta ve gözlemeler de ekledik ama hiç gerek yokmuş kahvaltı yeterince güzel ve maalesef gözlemelerde pek dilediğimizce değildi...
Bursa ya yolunuz düşerse mutlaka gidin tarihi çınarla tanışın altında bir köy kahvaltısı yapın,hiç olmadı çay için miss gibi dağ havasını içinize çekin :))   

Nisan 27, 2010

Tophane'den ...



Pek çok merdiven ve yokuş tırmandıktan sonra
bu ışık denizinde yüzmenin keyfi
paha biçilmez :)) 

Nisan 26, 2010

Apollont { Gölyazı } daydık...

Cuma sabah bayram coşkusunu yaşadıktan sonra Busa ya gitmek üzere yola koyulduk dura kalka yapılan bir yolculuk sonrasında 4 civarı Bursa ya vardık...
Uzun zamandır alış veriş merkezi görmemiş olmam sebebiyetiyle Ikea , As Merkez ve Zafer Plaza yı peşpeşe gezip özellikle İkea da çok şey beğenip hiçbir şey almadan çıkarak bir rekor kırmış olmanın şokunu yaşamaktayım hala :))
Onca gezip yorulduktan ve acıktıktan sonra Bursa ya gelip her seferinde ne var ki bunda Samsun da yediğimiz daha güzel diyerek ama pek bi afiyetle ve kilo alma korkusuyla İskenderleri bir güzel mideye gönderip evin yolunu tuttuk...
Sabah erken uyanıp eski bir Rum köyü olduğunu bildiğimiz  Gölyazı ya doğru yola çıktık...
Mübadele ile Rumların gidişiyle Gölyazı ya Selanik ten gelen göçmenler yerleştirilmiş ve halk tarım ve balıkçılıkla geçimini sağlıyormuş yurtlarını terk edip giden Rumlar ise zaman zaman gelip bulabildikleri ölçüde evlerini kiliselerini ziyaret ediyorlarmış ne üzücü...
Selanik göçmeninin torunu olarak belkide bizimkilerin tanıdıkları bile olabilir Gölyazılılar diye düşünmeden edemedim ...
Köyde pek çok leylek gördük yuvasında, ayakta, oturan, uçan , acaba hangisi bize uyacak bakalım :))
Köyde en çok keyif aldığım kadınların da teknede oluşu, balık tutmaya gidişleri ve sandal turları düzenlemeleri...
En üzüldüğüm ise köyün ve Uluabat gölünün son derece bakımsız ve pis oluşu bu pislik yüzünden zaten pek çok balığın nesli tükenmiş ...
Köyün girişindeki kilise ve Ağlayan Çınar görülmeye değer ...
Eğer giderseniz bir adasever olarak yaşadığım tüm hayal kırıklığına rağmen bir kerecik olsun görün derim özellikle gün batımında ya da gün doğumunda orda olun ...
Ve mutlaka Kaleci İlhan ın yerinde {köye gelmeden tabelalar sizi yönlendiriyor } Turna Balığı yeyin sırf bu balık için bile Gölyazı ya gelmeye değer :))
Yayın , Kalkan diye devam eden balık sıralamamda en üste yerleşti haberiniz ola :))
Gölyazı bu kadar yarın İznik...

Nisan 25, 2010

Yollardan ...


Yollardaydık...
Yeni döndük kısacık ama bol tarih kokulu , bol fotoğraflı  bir gezi oldu...
Pek yakında :))

Kasım 01, 2009

Cide @ Gideros ...

Durduk durduk duramadık biz yine gittik ama bu sefer yakın yerlere hem de rüzgarın ve soğuğun denizi ve dalgaları savurduğu zamanda...
Ne mi yaptık??
Taş topladık,denizi ve dalgaları seyrettik,sahilde yürüdük...
Gideros koyuna indik,Cide sokaklarında dolaştık...
Rıfat  Ilgaz'ın evine gittik ...
Rakı balık&Rakı balık :)
Denizi uzun zamandır ilk kez bu kadar korkutucu görüyorum ne dersiniz kış geldi artık di mi ? Kasım 1 seviyorum Kasımları benim ayımdır kendileri uğurlu gel oldu mu:))

Kasım 04, 2008

Mantar Topladıkk!!!

Son günler çok çabuk ve çok telaşlı geçti .Bayram kutlamaları ,ardından müfettiş telaşesi sonra mantar avcılığı sonrasında da Fen Bilgisi ve Matematik öğretmenlerine proje yarışması hakkında kısa bi sunuyla günleri geçirdik... Şimdiyse yazılılar başladı ve bir hızla soru hazırlama yazılıları okuma derken hiç bişeye vakit kalmadı bu ara bilgisayarın bize yaptığı tuhaflaşma oyunları da ayrı bi sorun...
Hafta sonu mantar avcılığı yaptık benim ilk mantar toplama maceram çooook bereketli geçti öyle çok bulduk ki buzdolabı mantarla kaplandı :)) Bu kış sadece kanlıca mantarı yicezz ...

Safranbolu da Kent Ormanının üst taraflarına doğru orman içinde kısa bi tırmanmadan sonra mantar bölgesine ulaştık Sonbaharın ormanda bıraktığı izler muhteşem Yedigöller Yedigöller diye sayıklamaya başladım o görüntülerden sonra...


Çoook zevkliymiş mantar toplamak bunu keşfettim ,İlk başlarda hiç umudum yoktu ama ilk mantar bize göz kırptıktan sonra ve yanında da bi sürü arkadaşını fark edince keyif başladı...

Bu kırmızı yaprakların altına gizlenmişler yaprak numarası yapıyorlardı adeta bi tanesini görünce o ağaçlığın etrafında pek çoğuna rastlamak içten bile diiil...

Şu aralar tam zamanı havalar da iyi giderken kaçırmayın bu keyfi.... Yağmur yağması ardından güneş açması mantarların oluşması için en mükemel ortamı oluşturuyormuş herkes ormandan elinde sepetlerle dönüyordu ki bu bir kaç haftadır böyleymiş...

Kanlıca mantarının bilimsel adı “Lactarius salmonicolor”dır. Farklı bölgelerde “Melki Mantarı” olarak da adlandırılır. Yenilebilir bir mantar türü olup oldukça lezzetli bir tadı vardır. Rengi turuncudur; açık sarıdan erik sarısına kadar değişir, kırmızı turuncu arası tonlarda ve daha çok bakırın oksitlenmiş hâlinin rengindedir. Izgarası yapıldığında ciğer ve böbrek tadındadır. Yahnisi yapıldığında ise et tadını verir. Yalnız, aynı görüntüleri taşıyan bir benzeri vardır ki çok zehirlidir. Bu iki çeşidi birbirinden ayıran özellik, gerçek kanlıcadaki mayhoş kokudur. Ayrıca diğerinin alt yüzeyi beyazdır. Gerçek kanlıcanın altı, üstü, içi genelde kırmızıya yakın tonlardadır. Genel görünüşle turuncu ve sarıdan ibaret halkalıdır, kenarda 1 milimetre genişlikte halka halinde açık parlak sarıdır ve belirgindir. Genel görünüşle turuncu ve sarıdan ibaret halkalıdır. Yeşil renkleme yoktur. Mantar gençken ortası hafifçe çukurdur, kenarı içeri kıvrıktır, büyüdükçe ortası daha da çukurlaşarak hemen hemen huni şekline döner.
Yenmesinden ziyade doğanın serin ortamında toplanmasının ayrı bir zevk unsuru olduğu kanlıca mantarının şapka büyüklüğü 5-15 cm kadardır. Sapı, 3-6,5 cm boyunda 0,8-2,5 cm kalınlığında, silindir şeklindedir. Renk bakımından portakal sarısı, dip kısmında kırmızımtırak sarı beyaz, yukarı kısmında şarap kırmızımsı turuncudur. Sapın etli kısmı kırmızı-pembedir ve koparıldığında turuncu renkte bir sıvı çıkarır. Gençken içi dolguludur, daha sonra şapkaya kadar olan alt kısımda boşlukludur. Etli kısmı kırmızımtırak sarı beyaz renkli, meyve kokulu ve yumuşak, sünger gibidir. Spor izi parlak kırmızımtırak sarı, tunç rengindedir. Yalnız, aynı görüntüleri taşıyan bir benzeri vardır ki çok zehirlidir. Bu iki çeşidi birbirinden ayıran özellik, gerçek kanlıcadaki mayhoş kokudur. Ayrıca diğerinin alt yüzeyi beyazdır. Gerçek kanlıcanın altı, üstü, içi genelde kırmızıya yakın tonlardadır.
Kanlıca mantarı, çam meşçerelerinde ve çam ormanı açıklıklarında, çayırlıklarda, Avrupa'da yapraklı ağaç ormanlarında, ilkbahar ve sonbaharda yağmurlardan sonra görülür.

Haziran 25, 2008

Güzelcehisar'dan !!!

Güzelcehisar....Bartın a sadece 17 km olmasına rağmen İnkumu gibi Amasra gibi taş binaların egemenliğine girmemiş son derece doğal şirin mi şirin minik bi koy....
Bartın dan İnkumu güzergahını izleyerek 15 km sonra sola ayrılan 2-3 km lik dar ama süper bi manzarayla ilerleyip bu sakinliğe ulaşıyoruz...
Doğal haliyle kalmasının en büyük sebebi Lav sütunları sebebiyle sit alanı olması....
Güzelcehisar Lav Anıtları dünyada ender bulunan doğal oluşumlardan...
Kuzey İrlanda İskoçya ve Kaliforniya da bulunan Lav sütunları koruma altına alınarak ve de tanıtımı yapılarak dünyanın dört bir yanından gelen turisti ağırlamakla birlikte biz yine pek çok değerimizi tanıtamadığımız gibi Güzelcehisar ı da herkes den adeta saklıyoruz...

Güzelcehisar da günü birlik piknik alanları çadır kampları pansiyonlar gelenleri karşılayıp çok da güzel ağırlıyor miss gibi pırıl pırıl bi deniz Akdeniz ve Ege yi bile aratmıyor...
Gün batımı na genellikle yunuslar da eşlik ederdi ama bugün yoklar ....
Çoğunlukla tercih ettiğimiz piknik alanından... Mangalınızı yapabilir, çayınızı içebilir,çiçeklerin arasında huzur bulup denizin keyfine doyasıya varabilirsiniz....

Bartın da deniz = Güzelcehisar derim ben....

Nisan 27, 2008

Cide'dennn geçmişe yolculuk yapar gibi...

Cide kilometrelerce uzanan sahili, kıyıya dimdik inen dağların önünde muhteşem güzellikteki koyları , her yanı yemyeşil ormanları ve sessizliğiyle karşıladı bizi...Daha önce gördüğümde de bu sakinlik etkilemişti beni...Sanki bi zaman şerisinin içinde olup çocukluğuma gitmiş gibi hissettim kendimi,her şey son derece doğal haliyle çıktı karşımıza...
Ekonomik nedenlerden dolayı çok göç veren bi ilçe Cide nüfusunun % 77 si dışarıda yaşadığı için kışın çok sakin olduğunu fakat Cide lilerin yazın ilçelerine geri dönerek sahili Cide sokaklarını cıvıl cıvıl bi görünüme dönüştürdüklerini öğrenip keyifleniyoruz...

Öğretmenevi çok hoş eski bi taş bina olarak gözümüze ilişiyor öncelikle arabamızı park edip içeri giriyoruz daha yakından görelim diye üst kat öğretmenevi olarak kullanılıyor.Yatakhaneler ve lokal mevcut,fakat kimseyle karşılaşmıyoruz masalardan birinde 22 mart tarihli bi gazete ilişiyor o zamandan bu yana kimse uğramamış olabilir mi diye birbirimize bakakalıyoruz...Gecelik 7500 ytl olduğunu görüp gülüşüyoruz... Terk edilmiş hali keyfimizi kaçııyor oysa ki çok hoş bi yapı,merdivenler kendi okuduğum ortaokulumun merdivenlerini ve salonlarını anımsatıyor kendimi o günlerde gibi hissediyorum...
Cide sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz eski evler dikkatimizi çekiyor çoğu tarihi ve koruma altında güya ama pek çoğu yıkıldı yıkılacak durumda kiminin bi kısmı yıkılmış bile terk edilmişlik burda da devam ediyor bi an önce restore edilebilseler Cide nin çehresi ne kadar değişir.Yolların bozuk olması Cide nin gelişiminde olumsuz etkiler yapıyor sanırım ama gelişse de böyle doğallığı kalır mı pek sanmıyorum...Kaymakamlığa giden sokağın başında arzuhalciler görüyoruz bi kaç tane dikkatimizi çekiyor hala arzuhalcilerin çoğunlukta olması şaşırtıyor bizi...
Edebiyat ın Koca Çınarı Rıfat Ilgaz ın doğum yeri ve yaşamının belli zaman dilimlerini geçirdiği yer Cide ... Rıfat Ilgaz ın yaşadığı evin ilk gördüğüm zamanki hali resimdeki gibiydi belki daha da kötü yıkıldı yıkılacak gibi o zaman yaşlı bi amcayla konuşmuştuk Koca Çınar ı tanıyan utanıyorum bu evi böyle görmekten kışın bi rüzgarla geçenlerin üzerine yıkılacak diye korkuyoruz demişti, çok üzülmüştük o zamanlar yabancı bi ülkede olsa müze haline getirilir mutlaka hak ettiği değeri görür sanatçılar diye konuşmuştuk.

Şimdi gittiğimde ise restore edilmiş halini görmek sevindirdi beni...Kapalıydı içini gezemedik camdan baktığımızda da sadece bi masa gözümüze ilişti henüz müze olmadığını düşündük ve en kısa zamanda müze haline getirilip açılmasını umut ettik...

Rıfat Ilgaz ın kendi yaşam öyküsünü anlattığı Sarı Yazma isimli romanında geçen Cide nin meşhur sarı yazması yukarıdaki son derece güzel el emeği ile yapılıyormuş eskiden hemen alıyoruz yazın bandana olarak kullanmak için boy boy hatta kenaları pul işlemeli olanlar bile var .Cide nin adının duyulmasında Rıfat Ilgaz ın katkılarının çok olduğunu düşünüyoruz.

Cide de her yıl 7-9 Temmuz tarihleri arasında Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali yapılıyormuş çok güzel olduğu ilçenin dolup taştığı söyleniyor.

Özellikle doğduğu Cide ve kültürüne ve insanına yapıtlarında yer vermiş Rıfat Ilgaz. Sarı Yazma, Yıldız Karayel, Halime Kaptan ve Karadenizin Kıyıcığında gibi romanlarında bu yöreyi tema olarak almış.Halime Kaptan ı daha önce okumuştum zaten Cide yi gezerken roman gözümde canlandı gibi Yıldız Karayel i şu ana okuyoum en kısa zamanda da Sarı Yazma yı okumak istiyorum...

Dar sokakları var Cide nin sahilden içeri girince dükkanlarla karşılaşıyorsunuz pek çoğunda sarı yazma sokakları süslüyor bir havuz ve saatle karşılaşıyoruz sokaklarda bikaç tur atıp sahilde dolaşıp festivalde gelmeyi dileyerek ayrılıyoruz Cide den...

Nisan 26, 2008

Şirin mi Şirin Gideros Koyu!!!

Batı Karadeniz in en güzel koylarından biri Gideros koyu; kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından oluşan yemyeşil bir örtüyle çevrilerek, zümrüt yeşili bir gölü andırıyor.İsmi Cenevizliler'den kalma Gideros Koyu, iki balık lokantası ve birkaç evden oluşuyor. Daha önce de 2 kez gelmiş ve her seferinde bayılmıştım Gideros a çadır yaşantısını hiç sevmememe rağmen Gideros da çadırda kalmak sabah o doğanın içinde o seslerin arasında uyumak ve uyanmak isteği oluşmuştu içimde...Puzzle parçalarından biri gibi koy minicik şirin aklıma hemen Rıfat Ilgaz ın kitapları geliyor Kurtuluş savaşı sırasında Cide ye cephane taşıyanların çok imdadına koşmuş Gideros koyu,çok düşman gemileri atlatılmış, gemicileri çokca fırtınadan korumuş... Her türlü havada dalgaya korunaklı liman, uyuyan görüntüsüyle tarih boyunca nice tekneleri ağırlamış.
Koyun 2 tane girişi var giderken birinciden girip manzaranın keyfine vardık 2 tane son derece doğal balıkçı lokantası var taptaze balıkları kendileri tutup pişirip servis yapıyorlar henüz erken olduğu için koyun keyfine varıp yola devam ettik,dönüşte de 2 . girişten indik burası bol zikzaklı fakat manzara süperrr yol yeni yapılmış parke taşı döşeli...

İnternetten okuduğum ve dönüşte uğrayalım mutlaka kalkan yiyelim diye düşündüğümüz Kazım ın yeri bu girişte, fakat hayal kırıklığına uğruyoruz yıklımış bi durumda koyun hemen dibinde öylece duruyor hem merak ediyoruz hem de çirkin görüntüden ötürü üzülüyoruz...
Koyda bi kaç ev gözümüze ilişiyor bahçelerinde yeşiillikleri meyve çiçekleri olan evlerinin dibinde kayıkları balıkçı aileleri muhtemelen sessizlik huzur veriyor.

Mavi kapılı taş ev koruma altındaki evlerden hoş görüntüsü ilgimizi çekiyor içi boş kullanılmıyor yer yer camları kırık hüzün veriyor...
Gideros u eğer buralara yolunuz düşerse sakın kaçırmayın mutlaka görün vaktiniz varsa çay için salata balık yeyin,yaza mutlaka bekliyoruz dilekleri ile ayrılıyoruz koydaki balıkçı lokantalarından ve koydan...

Cide ye doğru yola devam ediyoruz Cide Gideros arası 13 km yine bol virajlı ve yine manzara yeşilin ve mavinin her tonu muhteşem,yol üzerinde bi tilkiyle karşılaşıyoruz bize selam verir gibi bakıp bi iki adım atıyor sonra dönüp tekrar bakıyor çok sevimliydi bizce tabii tavuklar ne düşünür hiç bilemiyoruzz :))

Nisan 24, 2008

Cide'ye giderken Tekkeönü ve Kurucaşile ...

Bir tatil günü erkenden düştük yola istikamet Cide ama daha önceden de bildiğimiz bi güzergah olduğundan Cide den önce uğranacak son derece güzel şirin yerler var yolumuz üzerinde...
Yol çok virajlı ama çok da güzel yeşilin her tonuna rastlamak mümkün ,baharda ayrı güzel sonbaharda apayrı...
Buraların doğal kalmasının en büyük sebebi yolun bu kadar zahmetli olması bence...
Öncelikle Tekkeönü ne uğruyoruz minicik bi koy son derece şirin limana sahip her köşede yapım aşamasında olan teknelere rastlayabiliyosunuz geçim kaynaklarından en önemlisi balıkçılık ve gemi yapımı olmalı die düşündürdü bana...
Yapılmakta olan ve yapımı tamamlanmış gıcır gıcır boyanmış denize kendini bi an önce atmak için sessiz sessiz bekleyen ve beni de bi an önce tamamlayın ben de gidicem diye fısıldayan kayıklar...
Sonraki uğrak yerimiz Bartın ın şiin ilçesi Kurucaşile 1 saatte varıyoruz Kurucaşile ye geze geze gitmek çok zevkli ama bu yolu her gün gidip gelme ihtimali korku veriyor bize ...
Harika bi koy sahil çok hoş düzenlenmiş ama deniz biraz yosunlu girilmez izlenimi ediniyoruz.Yine gemi yapılıyor her sokak arasında ,her köşede...
Hava rüzgarlı sahilde bi kahvede çayımızı içip poğaçalarımızı yerken denizi kayıkları yaban ördeklerini izliyoruz,sahilde biraz dolaştıktan sonra Gideros a doğru yola çıkıyoruz...

Mart 17, 2008

Karadeniz Ereğli ' de bir bahar günü...

Bahar'ın gelişi işte bu manzaralarla göründü bize...Her bir köşede başka bi çiçeklenmiş ağaç kümesi renk renk...Beyazı, pembesi ,sarısı ... Havanın parçalı bulutlu olduğu arada bir yağmurun serpiştirdiği bi günde gittik Ereğli'ye ...
Her ne kadar içini gezmesek te dışardan da hoş göründü gözümüze müze...
Gri bi gündü Ereğli'deydik ağaçların cıvıl cıvıl oluşu griyi unutturuyordu ama bulutların hali bahar geldi diye heveslenmeyin her an yağabilirim der gibiydi :))Sahil şeridinde dolaşırken yazın ne kadar güzel olacağını düşünerek izledik denizi gemileri ve bulutların dansını...
Ereğli'nin upuzuuun bi sahili var ,sahilde parklara Ereğli için önemli kişilerin isimleri verilmiş ve onları simgeleyen amblemler heykelle yapılmış.Yukarıdaki de tahmin edeceğiniz üzre işçi kenti olan Ereğli'nin işçi ,emekçi dostu olan Bülent Ecevit'in adı verilmiş olan Ecevit parkında bulunuyor...
Veee son olarakta ülkemizin Zonguldak'ın Ereğli'nin ekonomisinde büyük katkısı olan taş kömürünü 1829 yılında bulan Uzun Mehmet adına düzenlenen parkta bulunan heykel ...
Sahil cıvıl cıvıl her yanda dostluk barış sevgi mesajları,bir yaz günü gelmek üzere ayrılıyoruz Ereğli'den...

Şubat 26, 2008

Varla Adında Bi Kanyon...

Kastomonu İline bağlı Pınarbaşı İlçesi, bir milyon yıllık oluşumu ve M.Ö. 2000 yılına ait insan yaşantısı izleri bulunan Ilgarini Mağarası'yla; "Vahşi Cennet" olarak da tanınan dünyaca ünlü Valla ( Varla ) Kanyonu'yla; adeta bir tabiat harikası olan Ilıca şelalesi ve zümrüt yeşili ormanları ile keşfedilmeyi bekleyen gizli bir doğa cennetidir.
Bir bahar günü sabahın erken saatlerinde yola çıkıp o yeşilliğin içinde kaybolup balta girmemiş ormanın içinde yol alarak epey de bi tırmanarak ulaştık kanyonun uç noktasına...
Evet evet kesinlikle balta girmemiş orman rehberimiz olmasa ki kendisi köyde bizi görünce gönüllü rehber olmayı kabul eden köyün en genci enteresan biriydi,kesin kaybolurduk... Şelalenin kıvrımlı kıvrımlı akan buzzz gibi suyu...Batı Karadeniz Bölgesi'nde bulunan Küre Dağları, sahip olduğu bozulmamış doğal değerler açısından Türkiye'deki en önemli doğal alanlardan biridir. Ormanlarının doğallığı ve yaşlılığı, alanın büyüklüğü, zengin biyolojik çeşitliliği, bünyesinde barındırdığı yaban hayatının zenginliği ile Küre Dağları, Dünya Koruma Vakfı'nın belirlediği Avrupa'nın acil korunması gereken yüz orman alanı arasındadır. Küre Dağları Milli Parkı ise Küre Dağları'nın batısında, Kastamonu ile Bartın arasında kalan 34 bin hektarlık bir bölgeyi kaplar. Tamamen bir plato karakterindeki milli park, doğu - batı doğrultusunda uzanır ve jeomorfolojik olarak karstik bir özellik taşır. Floristik olarak da orman ekosistemi içerisinde karısık yapraklı türler ile iğne yapraklı türlerden oluşan bir orman yapısı mevcuttur

işte o uçsuz bucaksızmış hissi veren tepeden bi görüntü tehlikeli bi nokta ... Biz bu noktadayken rehberimiz aman dikkat diyerek daha önce o noktada ölümle sonuçlanan kazayı haatırlatmadan ve bizi uyarmadan durrmadı tabii...
Bu görüntü de onlardan biri ayıların var olduğu ve suda balık avladıkları rivayeti bile var doğru olması muhtemel...
Valla Kanyonu, Devrekani Çayı ile Kanlıçay'ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km uzunluğunda, yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1200 metreye ulaşan, girişi son derece zor olan ve Muratbaşıköyü Valla mahallesinin altından orman içi 1.5 km'lik yolculuktan sonra bu iki çayın birleştiğ yerden seyredilebilmektedir. Bu Kanyonda bulunan sarp kayalıklar kartal, akbaba, atmaca, doğan ve diğer tüm yabani av hayvanlarını bünyesinde barındırmaktadır.
Henüz bozulmamış ve dilerim ki bozulmasın Orman köylerinde yaşam sanki filmlerden fırlamış gibi kıyafetlerinin renkleri ve yöreselliği bozulmamış sanki folklör ekibi ile kaşılaşmışsınız gibi hissediyosunuz ...
Ilıca Şelalesi'nde su 15 metre yüksekten dökülüp doğal bir havuz oluşturmaktadır. Şelalenin en önemli özelliği, havuzun çok sayıda ağaç ve bitki ile çevrili olması ve yüzmek için plajı andıran bir kumsalının bulunmasıdır ki işte bu manzara insan da yüzmek isteği ve mutlaka yazın buraya yine gelmeliyiz hisleri uyandırıyor...
Doğayla başbaşa olup tırmanmak yüzmek kanyonun içinde kaybolmak bol bol dein derin nefes almak oksijen depolaması yapmak için kesinlikle görülmeli gezilmeli kalınmalı ...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails