Heyecanlıyım...
Dileğim böyle kar olması :))
Ve hımmm etli ekmek + merak ettiğim pastırmalı ekmeklerin en şahanesinden olması...
Eee birde Dorukta kahve keyfi daha ne olsun...

Son günler çok çabuk ve çok telaşlı geçti .Bayram kutlamaları ,ardından müfettiş telaşesi sonra mantar avcılığı sonrasında da Fen Bilgisi ve Matematik öğretmenlerine proje yarışması hakkında kısa bi sunuyla günleri geçirdik... Şimdiyse yazılılar başladı ve bir hızla soru hazırlama yazılıları okuma derken hiç bişeye vakit kalmadı bu ara bilgisayarın bize yaptığı tuhaflaşma oyunları da ayrı bi sorun...
Hafta sonu mantar avcılığı yaptık benim ilk mantar toplama maceram çooook bereketli geçti öyle çok bulduk ki buzdolabı mantarla kaplandı :)) Bu kış sadece kanlıca mantarı yicezz ...
Safranbolu da Kent Ormanının üst taraflarına doğru orman içinde kısa bi tırmanmadan sonra mantar bölgesine ulaştık Sonbaharın ormanda bıraktığı izler muhteşem Yedigöller Yedigöller diye sayıklamaya başladım o görüntülerden sonra...
Bu kırmızı yaprakların altına gizlenmişler yaprak numarası yapıyorlardı adeta bi tanesini görünce o ağaçlığın etrafında pek çoğuna rastlamak içten bile diiil...
Şu aralar tam zamanı havalar da iyi giderken kaçırmayın bu keyfi.... Yağmur yağması ardından güneş açması mantarların oluşması için en mükemel ortamı oluşturuyormuş herkes ormandan elinde sepetlerle dönüyordu ki bu bir kaç haftadır böyleymiş...
Kanlıca mantarının bilimsel adı “Lactarius salmonicolor”dır. Farklı bölgelerde “Melki Mantarı” olarak da adlandırılır. Yenilebilir bir mantar türü olup oldukça lezzetli bir tadı vardır. Rengi turuncudur; açık sarıdan erik sarısına kadar değişir, kırmızı turuncu arası tonlarda ve daha çok bakırın oksitlenmiş hâlinin rengindedir. Izgarası yapıldığında ciğer ve böbrek tadındadır. Yahnisi yapıldığında ise et tadını verir. Yalnız, aynı görüntüleri taşıyan bir benzeri vardır ki çok zehirlidir. Bu iki çeşidi birbirinden ayıran özellik, gerçek kanlıcadaki mayhoş kokudur. Ayrıca diğerinin alt yüzeyi beyazdır. Gerçek kanlıcanın altı, üstü, içi genelde kırmızıya yakın tonlardadır. Genel görünüşle turuncu ve sarıdan ibaret halkalıdır, kenarda 1 milimetre genişlikte halka halinde açık parlak sarıdır ve belirgindir. Genel görünüşle turuncu ve sarıdan ibaret halkalıdır. Yeşil renkleme yoktur. Mantar gençken ortası hafifçe çukurdur, kenarı içeri kıvrıktır, büyüdükçe ortası daha da çukurlaşarak hemen hemen huni şekline döner.
Güzelcehisar....Bartın a sadece 17 km olmasına rağmen İnkumu gibi Amasra gibi taş binaların egemenliğine girmemiş son derece doğal şirin mi şirin minik bi koy....
Doğal haliyle kalmasının en büyük sebebi Lav sütunları sebebiyle sit alanı olması....
Güzelcehisar da günü birlik piknik alanları çadır kampları pansiyonlar gelenleri karşılayıp çok da güzel ağırlıyor miss gibi pırıl pırıl bi deniz Akdeniz ve Ege yi bile aratmıyor...
Gün batımı na genellikle yunuslar da eşlik ederdi ama bugün yoklar ....
Çoğunlukla tercih ettiğimiz piknik alanından... Mangalınızı yapabilir, çayınızı içebilir,çiçeklerin arasında huzur bulup denizin keyfine doyasıya varabilirsiniz....
Bartın da deniz = Güzelcehisar derim ben....
Cide kilometrelerce uzanan sahili, kıyıya dimdik inen dağların önünde muhteşem güzellikteki koyları , her yanı yemyeşil ormanları ve sessizliğiyle karşıladı bizi...Daha önce gördüğümde de bu sakinlik etkilemişti beni...Sanki bi zaman şerisinin içinde olup çocukluğuma gitmiş gibi hissettim kendimi,her şey son derece doğal haliyle çıktı karşımıza...
Öğretmenevi çok hoş eski bi taş bina olarak gözümüze ilişiyor öncelikle arabamızı park edip içeri giriyoruz daha yakından görelim diye üst kat öğretmenevi olarak kullanılıyor.Yatakhaneler ve lokal mevcut,fakat kimseyle karşılaşmıyoruz masalardan birinde 22 mart tarihli bi gazete ilişiyor o zamandan bu yana kimse uğramamış olabilir mi diye birbirimize bakakalıyoruz...Gecelik 7500 ytl olduğunu görüp gülüşüyoruz... Terk edilmiş hali keyfimizi kaçııyor oysa ki çok hoş bi yapı,merdivenler kendi okuduğum ortaokulumun merdivenlerini ve salonlarını anımsatıyor kendimi o günlerde gibi hissediyorum...
Cide sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz eski evler dikkatimizi çekiyor çoğu tarihi ve koruma altında güya ama pek çoğu yıkıldı yıkılacak durumda kiminin bi kısmı yıkılmış bile terk edilmişlik burda da devam ediyor bi an önce restore edilebilseler Cide nin çehresi ne kadar değişir.Yolların bozuk olması Cide nin gelişiminde olumsuz etkiler yapıyor sanırım ama gelişse de böyle doğallığı kalır mı pek sanmıyorum...Kaymakamlığa giden sokağın başında arzuhalciler görüyoruz bi kaç tane dikkatimizi çekiyor hala arzuhalcilerin çoğunlukta olması şaşırtıyor bizi...
Edebiyat ın Koca Çınarı Rıfat Ilgaz ın doğum yeri ve yaşamının belli zaman dilimlerini geçirdiği yer Cide ... Rıfat Ilgaz ın yaşadığı evin ilk gördüğüm zamanki hali resimdeki gibiydi belki daha da kötü yıkıldı yıkılacak gibi o zaman yaşlı bi amcayla konuşmuştuk Koca Çınar ı tanıyan utanıyorum bu evi böyle görmekten kışın bi rüzgarla geçenlerin üzerine yıkılacak diye korkuyoruz demişti, çok üzülmüştük o zamanlar yabancı bi ülkede olsa müze haline getirilir mutlaka hak ettiği değeri görür sanatçılar diye konuşmuştuk.
Şimdi gittiğimde ise restore edilmiş halini görmek sevindirdi beni...Kapalıydı içini gezemedik camdan baktığımızda da sadece bi masa gözümüze ilişti henüz müze olmadığını düşündük ve en kısa zamanda müze haline getirilip açılmasını umut ettik...
Rıfat Ilgaz ın kendi yaşam öyküsünü anlattığı Sarı Yazma isimli romanında geçen Cide nin meşhur sarı yazması yukarıdaki son derece güzel el emeği ile yapılıyormuş eskiden hemen alıyoruz yazın bandana olarak kullanmak için boy boy hatta kenaları pul işlemeli olanlar bile var .Cide nin adının duyulmasında Rıfat Ilgaz ın katkılarının çok olduğunu düşünüyoruz.
Cide de her yıl 7-9 Temmuz tarihleri arasında Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali yapılıyormuş çok güzel olduğu ilçenin dolup taştığı söyleniyor.
Özellikle doğduğu Cide ve kültürüne ve insanına yapıtlarında yer vermiş Rıfat Ilgaz. Sarı Yazma, Yıldız Karayel, Halime Kaptan ve Karadenizin Kıyıcığında gibi romanlarında bu yöreyi tema olarak almış.Halime Kaptan ı daha önce okumuştum zaten Cide yi gezerken roman gözümde canlandı gibi Yıldız Karayel i şu ana okuyoum en kısa zamanda da Sarı Yazma yı okumak istiyorum...
Dar sokakları var Cide nin sahilden içeri girince dükkanlarla karşılaşıyorsunuz pek çoğunda sarı yazma sokakları süslüyor bir havuz ve saatle karşılaşıyoruz sokaklarda bikaç tur atıp sahilde dolaşıp festivalde gelmeyi dileyerek ayrılıyoruz Cide den...
Batı Karadeniz in en güzel koylarından biri Gideros koyu; kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından oluşan yemyeşil bir örtüyle çevrilerek, zümrüt yeşili bir gölü andırıyor.İsmi Cenevizliler'den kalma Gideros Koyu, iki balık lokantası ve birkaç evden oluşuyor. Daha önce de 2 kez gelmiş ve her seferinde bayılmıştım Gideros a çadır yaşantısını hiç sevmememe rağmen Gideros da çadırda kalmak sabah o doğanın içinde o seslerin arasında uyumak ve uyanmak isteği oluşmuştu içimde...Puzzle parçalarından biri gibi koy minicik şirin aklıma hemen Rıfat Ilgaz ın kitapları geliyor Kurtuluş savaşı sırasında Cide ye cephane taşıyanların çok imdadına koşmuş Gideros koyu,çok düşman gemileri atlatılmış, gemicileri çokca fırtınadan korumuş... Her türlü havada dalgaya korunaklı liman, uyuyan görüntüsüyle tarih boyunca nice tekneleri ağırlamış.
Koyun 2 tane girişi var giderken birinciden girip manzaranın keyfine vardık 2 tane son derece doğal balıkçı lokantası var taptaze balıkları kendileri tutup pişirip servis yapıyorlar henüz erken olduğu için koyun keyfine varıp yola devam ettik,dönüşte de 2 . girişten indik burası bol zikzaklı fakat manzara süperrr yol yeni yapılmış parke taşı döşeli...
Cide ye doğru yola devam ediyoruz Cide Gideros arası 13 km yine bol virajlı ve yine manzara yeşilin ve mavinin her tonu muhteşem,yol üzerinde bi tilkiyle karşılaşıyoruz bize selam verir gibi bakıp bi iki adım atıyor sonra dönüp tekrar bakıyor çok sevimliydi bizce tabii tavuklar ne düşünür hiç bilemiyoruzz :))
Bir tatil günü erkenden düştük yola istikamet Cide ama daha önceden de bildiğimiz bi güzergah olduğundan Cide den önce uğranacak son derece güzel şirin yerler var yolumuz üzerinde...
Öncelikle Tekkeönü ne uğruyoruz minicik bi koy son derece şirin limana sahip her köşede yapım aşamasında olan teknelere rastlayabiliyosunuz geçim kaynaklarından en önemlisi balıkçılık ve gemi yapımı olmalı die düşündürdü bana...
Yapılmakta olan ve yapımı tamamlanmış gıcır gıcır boyanmış denize kendini bi an önce atmak için sessiz sessiz bekleyen ve beni de bi an önce tamamlayın ben de gidicem diye fısıldayan kayıklar...
Sonraki uğrak yerimiz Bartın ın şiin ilçesi Kurucaşile 1 saatte varıyoruz Kurucaşile ye geze geze gitmek çok zevkli ama bu yolu her gün gidip gelme ihtimali korku veriyor bize ...
Bahar'ın gelişi işte bu manzaralarla göründü bize...Her bir köşede başka bi çiçeklenmiş ağaç kümesi renk renk...Beyazı, pembesi ,sarısı ... Havanın parçalı bulutlu olduğu arada bir yağmurun serpiştirdiği bi günde gittik Ereğli'ye ...
Her ne kadar içini gezmesek te dışardan da hoş göründü gözümüze müze...
Gri bi gündü Ereğli'deydik ağaçların cıvıl cıvıl oluşu griyi unutturuyordu ama bulutların hali bahar geldi diye heveslenmeyin her an yağabilirim der gibiydi :))Sahil şeridinde dolaşırken yazın ne kadar güzel olacağını düşünerek izledik denizi gemileri ve bulutların dansını...
Ereğli'nin upuzuuun bi sahili var ,sahilde parklara Ereğli için önemli kişilerin isimleri verilmiş ve onları simgeleyen amblemler heykelle yapılmış.Yukarıdaki de tahmin edeceğiniz üzre işçi kenti olan Ereğli'nin işçi ,emekçi dostu olan Bülent Ecevit'in adı verilmiş olan Ecevit parkında bulunuyor...
Veee son olarakta ülkemizin Zonguldak'ın Ereğli'nin ekonomisinde büyük katkısı olan taş kömürünü 1829 yılında bulan Uzun Mehmet adına düzenlenen parkta bulunan heykel ...
Kastomonu İline bağlı Pınarbaşı İlçesi, bir milyon yıllık oluşumu ve M.Ö. 2000 yılına ait insan yaşantısı izleri bulunan Ilgarini Mağarası'yla; "Vahşi Cennet" olarak da tanınan dünyaca ünlü Valla ( Varla ) Kanyonu'yla; adeta bir tabiat harikası olan Ilıca şelalesi ve zümrüt yeşili ormanları ile keşfedilmeyi bekleyen gizli bir doğa cennetidir.
Bir bahar günü sabahın erken saatlerinde yola çıkıp o yeşilliğin içinde kaybolup balta girmemiş ormanın içinde yol alarak epey de bi tırmanarak ulaştık kanyonun uç noktasına...
Evet evet kesinlikle balta girmemiş orman rehberimiz olmasa ki kendisi köyde bizi görünce gönüllü rehber olmayı kabul eden köyün en genci enteresan biriydi,kesin kaybolurduk...
Şelalenin kıvrımlı kıvrımlı akan buzzz gibi suyu...Batı Karadeniz Bölgesi'nde bulunan Küre Dağları, sahip olduğu bozulmamış doğal değerler açısından Türkiye'deki en önemli doğal alanlardan biridir. Ormanlarının doğallığı ve yaşlılığı, alanın büyüklüğü, zengin biyolojik çeşitliliği, bünyesinde barındırdığı yaban hayatının zenginliği ile Küre Dağları, Dünya Koruma Vakfı'nın belirlediği Avrupa'nın acil korunması gereken yüz orman alanı arasındadır. Küre Dağları Milli Parkı ise Küre Dağları'nın batısında, Kastamonu ile Bartın arasında kalan 34 bin hektarlık bir bölgeyi kaplar. Tamamen bir plato karakterindeki milli park, doğu - batı doğrultusunda uzanır ve jeomorfolojik olarak karstik bir özellik taşır. Floristik olarak da orman ekosistemi içerisinde karısık yapraklı türler ile iğne yapraklı türlerden oluşan bir orman yapısı mevcuttur
işte o uçsuz bucaksızmış hissi veren tepeden bi görüntü tehlikeli bi nokta ... Biz bu noktadayken rehberimiz aman dikkat diyerek daha önce o noktada ölümle sonuçlanan kazayı haatırlatmadan ve bizi uyarmadan durrmadı tabii...
Bu görüntü de onlardan biri ayıların var olduğu ve suda balık avladıkları rivayeti bile var doğru olması muhtemel...
Valla Kanyonu, Devrekani Çayı ile Kanlıçay'ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km uzunluğunda, yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1200 metreye ulaşan, girişi son derece zor olan ve Muratbaşıköyü Valla mahallesinin altından orman içi 1.5 km'lik yolculuktan sonra bu iki çayın birleştiğ yerden seyredilebilmektedir. Bu Kanyonda bulunan sarp kayalıklar kartal, akbaba, atmaca, doğan ve diğer tüm yabani av hayvanlarını bünyesinde barındırmaktadır.
Henüz bozulmamış ve dilerim ki bozulmasın Orman köylerinde yaşam sanki filmlerden fırlamış gibi kıyafetlerinin renkleri ve yöreselliği bozulmamış sanki folklör ekibi ile kaşılaşmışsınız gibi hissediyosunuz ...
Ilıca Şelalesi'nde su 15 metre yüksekten dökülüp doğal bir havuz oluşturmaktadır. Şelalenin en önemli özelliği, havuzun çok sayıda ağaç ve bitki ile çevrili olması ve yüzmek için plajı andıran bir kumsalının bulunmasıdır ki işte bu manzara insan da yüzmek isteği ve mutlaka yazın buraya yine gelmeliyiz hisleri uyandırıyor...