çok çok özel... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çok çok özel... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şubat 15, 2010
Kasım 10, 2009
Bir yanım hüzün,bir yanım sevinç...
Kasım hüzündür, Kasım gridir,Kasım pusludur...Kasım özlemektir...
İstemektir,dilemektir,10.yıl marşını dinlemek
ve ardından yokluk içinde bir ulusun
ne derece mutlu ve ne derece umutlu olduğunu görmektir...
10 Kasım derin bir acıdır...
Bir devin gidişinin ardından fotoğraflara bakmak ,
orda olanların büyüğünden küçüğüne gözlerindeki yaşı ve derin hüznü görmektir...
orda olanların büyüğünden küçüğüne gözlerindeki yaşı ve derin hüznü görmektir...
Benim ,annemim doğduğu aydır Kasım...
10 Kasım Nezoşumuzun doğduğu gündür...
Nezocum nice yıllara,hep bizle...
Mutlulukla,neşeyle...
Sağlıkla..
10 Kasım Nezoşumuzun doğduğu gündür...
Nezocum nice yıllara,hep bizle...
Mutlulukla,neşeyle...
Sağlıkla..
Kasım 06, 2009
Altına imzamı atarım
Birmilyonkalem.com'dan alarak, aynen post ediyorum...
Atamızın ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da yine anlamlı bir kampanyaya imza atıyoruz.
Atamızın veciz sözlerinden "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." sözünün altına imzamızı atıyoruz. Ülkemizin birlik ve beraberliğini korumak, kardeşlik duygularını pekiştirmek adına bu anlamlı günde 10 Kasım'da Atatürk'ün huzurunda Anıtkabir'de sunulmak üzere bir imza kampanyası düzenliyoruz.
Kampanyamıza katılmak ve destek olmak için yapabilecekleriniz iki adımda gerçekleşiyor. Birincisi: Açtığımız Postun altına Yorum bölümüne 1 satırı geçmeyen yorumunuzla birlikte Adınızı yazıp gönderiyorsunuz. İkinci olarak ise kampanyamızı duyurmak. İsterseniz duyuru logomuzu sitemizin linki ile birlikte kendi sitenize ekliyorsunuz. E-postalarla dostlarınıza kampanyayı dıyurabilirsiniz.
10 Kasım'a sayılı günler kaldı. Ne kadar hızlı ve çabuk bu iletiyi yayarsak o kadar çok kişiye ulaşmış oluruz. Haydi, hep birlikte ve yüksek sesle söyleyelim:
"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
Saygılarımızla...
Birmilyonkalem.com Yönetimi Adına
A. Şebnem SOYSAL & Erkan BAL
Atamızın ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da yine anlamlı bir kampanyaya imza atıyoruz.
Atamızın veciz sözlerinden "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." sözünün altına imzamızı atıyoruz. Ülkemizin birlik ve beraberliğini korumak, kardeşlik duygularını pekiştirmek adına bu anlamlı günde 10 Kasım'da Atatürk'ün huzurunda Anıtkabir'de sunulmak üzere bir imza kampanyası düzenliyoruz.
Kampanyamıza katılmak ve destek olmak için yapabilecekleriniz iki adımda gerçekleşiyor. Birincisi: Açtığımız Postun altına Yorum bölümüne 1 satırı geçmeyen yorumunuzla birlikte Adınızı yazıp gönderiyorsunuz. İkinci olarak ise kampanyamızı duyurmak. İsterseniz duyuru logomuzu sitemizin linki ile birlikte kendi sitenize ekliyorsunuz. E-postalarla dostlarınıza kampanyayı dıyurabilirsiniz.
10 Kasım'a sayılı günler kaldı. Ne kadar hızlı ve çabuk bu iletiyi yayarsak o kadar çok kişiye ulaşmış oluruz. Haydi, hep birlikte ve yüksek sesle söyleyelim:
"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
Saygılarımızla...
Birmilyonkalem.com Yönetimi Adına
A. Şebnem SOYSAL & Erkan BAL
Ekim 28, 2009
Kutlu olsun...
Bugün bayram yürüyüşü için Atatürk anıtının yanında beklerken öğrencilerimden biri öğretmenim şimdi Atatürk canlansa dedi Atatürk'e bakarak , ister miydin dedim çoook dedi gözleri ışıldayarak :)))
Ahh dedim keşke keşke olabilse...
Ve o gözlerdeki ışıltıyı gördükten sonra birazcık olsun umut doldu içim...
Kasım 10, 2008
Atatürk ' ün Ardından !!!
Sene 1938... 10 Kasım...İstanbul Üniversitesinde 9'u 5 geçe meşum haber duyulmuş...Bir Alman profesör var,hukuk fakültesinde... O da duymuş, şaşkın...
Derse girsin mi girmesin mi bir türlü karar veremiyor.O sırada aklına rektöre müracaat etmek geliyor.Hemen rektörün odasına gidiyor ve aralarında şu konuşmalar geçiyor:
~~'' Efendim mütereddidim . Acaba ne yapsam ?' '
~~'' Siz de böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa onu yapın. ''
İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak: '' Biz de böyle büyük bir adam doğmadı ki ölsün '' der!!!
Dünya aramızdan ayrılışının 70. yılında dahi Atatürk'ün gelmiş geçmiş en büyük lider olduğunun farkında, bizdeki aklı evvellerse yok yalnızmış , yok rakı içermiş aymazlığı içinde,utanç duyuyorum ...
İnanç ve kararlılıkla aydınlattığın yolda fikirlerin ardındayız...
Ekim 29, 2008
Cumhuriyetimiz kutlu olsun...

29 Ekim 1923’de Mustafa Kemal Atatürk Halk Fırkası Grubu’nda bir konuşma yapar ve bu konuşmanın arkasından İsmet Paşa değişiklik tasarısını okur. Parti grubunda kabul edilen tasarı akşam Meclis tarafından saat 20.30’da birçok mebusun “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri arasında kabul edilir. Cumhurbaşkanlığına da saat 2O.45’te Mustafa Kemal Atatürk seçilir.
Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk hükümetini kurmak üzere İsmet Paşa’ya görev verilir, Meclis Başkanlığı’na da Fethi Bey seçilir.
Cumhuriyet’in ilanı Türk milleti tarafından büyük bir sevinçle karşılanmış, birkaç küçük gazete ve bazı kimseler bu sevince katılmaktan çekinmişlerdir. Şimdilerde etrafımızda bolca gördüklerimizin dedeleridir muhtemelen . Cumhuriyet’in ilanı Mustafa Kemal Atatürk’ün sabırlı bir şekilde sürdürdüğü bir mücadele ve kararlılık sonucunda gerçekleşmiş, Türk milleti demokratik devlet yönünde atılan bu adımı desteklemiştir.
“Cumhuriyet’in ilanının 85.Yılında Atatürk’ün 4 Aralık 1923 te Tercüman-ı Hakikat başyazarına verdiği demeçte söylediği “ Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu istihsal için mebzulen kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müessesatımızı müdafaa için lazım olanı yapmaya amadeyiz...”
Sözlerini, Cumhuriyete verdiği önemi ortaya koyması açısından çok iyi anlamalı ve demokratik, çağdaş milli, laik yolda Türkiye’nin onun hedef gösterdiği şekilde gelişmesini sağlamak en büyük hedefimiz olmalıdır....
Yaşasın Cumhuriyet...
Mayıs 11, 2008
Annemm ve Bizzz!!!
Büyümüş de küçülmüş denilen türden olup çok bilmiş bi kız çocuk , sessiz sessiz durup her türlü yaramazlığı alttan altta yapan cin gibi bi erkek çocuk ,ben ve kardeşim....Yaptığımız yaramazlıkların hikayesini uzun yıllar dinledik ve annemin bizim peşimizden yıllar boyu ve hala koşturmalarına yakından hep tanık olduk...
Her anımızda hep yanımızdaydı , Nezoşşş kardeşim ve ben seni çok seviyoruz :))))
Anneler günün kutlu olsun ....
d.n .... sol üst fotoğrafta bilmiş bilmiş duran ben ,muzip bakışlı olan şirin ,kardeşim ve de yılların güzelliğine güzellik kattığı annem evimizden hiç eksik olmayan deve tabanıyla muhtemelen babamın çektiği bi karedeyiz...
Nisan 23, 2008
Bugün 23 nisan , hep neşeyle doluyor insan...
Küçük hanımlar, küçük beyler!Sizler hepiniz geleceğin bir gülü ve ikbal ışığısınız.
Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizlersiniz."
Mustafa Kemal ATATÜRK
Bugün 23 Nisan ,bugün bayram ,çocuklarımızın ,bizim bayamımız. Bu bayram, Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ile 23 Nisan 1920'de gerçekleşen ulusal egemenliğin simgesidir. 1935'e dek "Hakimiyet-i Milliye" adıyla kutlanan bayram, 27 Mayıs 1935'te "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olmuştur.Ne şanslıyız ki dünyanın tek çocuklara armağan edilen bayramı bizim bayramımız ne şanslıyız ki Atatürk gibi çocuklarını gençlerini geleceğin ışığı olarak gören ve sonsuz güven duyan bir öndere sahibiz ....Salih Memecan'ın bugünkü karikatürünü gördüğümde içim acıdı ne yazık ki bizim gerçeğimiz ,Pof Dr Ahmet İnam'ın yazısını sizlerle paylaşmak istedim,bayramımız kutlu olsun...
Atatürk kimi sevdiklerine, "çocuk" diye seslenirdi. Atatürk'ü hep gözleri ışıl ışıl, yaşama sevinciyle dolu bir çocuk olarak düşünmüşümdür.
Çocuk olabilmek, çocuk kalabilmek: Yeni, yaratıcı, meraklı, araştırıcı olmanın eşiğinde durmak değil midir? Bakmayın siz ruhbilim öğretilerinde dile getirilmeye çalışılan "içimizdeki çocuk" kavramı içinde tutulmaya zorlanan çocukluğu: Çocukluğun kuram aşın bir niteliği vardır.
Kitap okunarak çocuk olunmaz. Çocukluk bir karakterdir. Elbette, bir ölçüde edinilebilir, İnsan çocukluğu keşfedebilir, ona ulaşmaya çabalayabilir.
Nietzsche'nin Zerdüşt'ü üçlü evrimden söz eder: Sırasıyla, deveyken aslan, aslanken çocuk olmak: Evrimin bir anlamda ucunda durur çocukluk. Deve, isteyince çocuk olamaz. Çocukluk, yaşamın bir döneminde yaşanıp, yitirilir biyolojik olarak. Ruhun çocukluğa ulaşması ise, özgürlük ister, bağımsızlık. Ruh bağımsızlığına erişemeyenler çocuk olamazlar. Boynu bükük, bağımlılığı alışkanlıklarla yaşayan insanlar haline gelirler. Olgunluk, bana sorarsanız; çocukla yaşanan olgunluktur.
Atatürk çocuktu: Yeniliğin, dönüşümün yılmadan ardında koşabilen, düş dünyası geniş, meraklı, araştıran. Atatürk çocuktu ve Cumhuriyetin çocuk kalmasını istedi hep: Her dem taze, her dem devingen, keşfedici, yaratıcı.İnsanlar gibi ülkeleri de çocuk olabilirler; yaşlı, yorgun kültürler olabilir, ağır, yavaş devinen.
Ben ülkemin hep çocuk olduğunu düşündüm. Atatürk denen bir dahiyi yetiştiren çocuk ülke. Çocuk Atatürk'ü yetiştiren çocuk ülke.
Cumhuriyet ruhu, Atatürk'ün ona kazandırmaya çalıştığı ruh, heyecanlı, meraklı, araştırıcı bir çocuk ruhuydu: Bilimde, sanatta, düşüncede kendini gösteren, ona giydirilmeye çalışılan özgürlüğü kısıtlayıcı giysiyi parçalayıp; yaşama kendi açısından bakabilme cesaretini taşıyan olgun çocuk ruhu.Oysa ne Atatürk'ün ne de Cumhuriyetin çekirdeğindeki çocuğu keşfedemedik. Atatürk törenlerde, yorgun, heyecansız, basmakalıp düşüncelerle dolu, çocukluğunu yitirmiş, yılgın insanlarca yıpratıldı; ondaki coşku ve heyecan yorumlanamadı. Bayat yorumlarla Atatürk, düzleştirilmeye, yaşlandırılmaya çalışıldı, çoğu kez bilinçsizce. Onu, ona yakışacak biçimde anmayı, yorumlamayı bilemedik.
Aynı durum Cumhuriyetimizin de başına geldi. Cumhuriyet sürekli devinim, sürekli yenilenme, sürekli atılım, sürekli araştırma demekti.
Oysa O, içinde taşıdığı çocuk ruhuna uygun yorumlanamadı. Kültürün çocuk ruhunu harekete geçiren oyun ruhu, bilim, sanat ve düşünceyle sağlanabilirdi. Bilim insanı olabilmenin, gerçekleri keşfetme başarısının oyun oynamayı seven, düş gücü son derece gelişmiş bir çocuk ruhu ile sağlanabileceğini anlayamadık.
Yoksul, düzensiz bir yaşamda insanlar çocuk olamıyor, çocuk kalamıyor, çok çabuk büyüyor. Çocukluğunu yaşayamamış, çocukluğa hasret insanların çoğunlukta olduğu bir kültürde, doğmaları sorgulayabilen, yaratıcı olma özgürlüğüne, özerkliğine sahip insanlar yetişemiyor. Yaşamı bir kocaman yük sayan, gergin, kaygılı insanların umutsuz çözüm arayışları egemen olmaya başlıyor kültüre.
Oysa Cumhuriyetin çekirdeğinde, Atatürk olmanın özünde çocukluk var: Devşirilmiş, öğrenilmiş, diğer kültürlerden, insanlardan, hele hele kuramlardan alınmış çocukluk değil bu: Düşlerle, yaşama sevinciyle dolu, bize özgü, özgün bir çocukluk: Bilimde, sanatta, düşüncede yaratıcı ürünler ortaya koymamıza olanak sağlayacak özgürlük, özerklik.
Yitirdik çocukluğumuzu. Ağır bir ekonomik yük binmiş sırtımıza. Olgun çocuk ruhumuz, bu güçlükleri yenmeye hazır. Sıkıntılar, acılar çekilecek. Çocuk Atatürk'ün bize emanet ettiği çocuk Cumhuriyet, çocukluğunu hatırlamalı yeniden. Düşlerini, yaratıcı oyunlarım kuşanmalı: Bilim, sanat ve düşünceye çocuk canlılığı ile katkıda bulunmaya çalışmalı.
Prof. Dr. Ahmet İnam
(MPM Anahtar-Nisan 2003-Sayfa 20)
(Cumhuriyet Bilim Teknik, s. 81)
Mart 18, 2008
Çanakkale Geçilmezz!!!
Çanakkale Savaşları, dünya savaş tarihinin benzersiz örneklerinden biri olması yanı sıra sonuçları bakımından Türk ve Dünya Tarihi açısından önemli bir yere sahiptir.Çanakkale'ye gittiğimizde Gelibolu yarımadasında şehitliklere doğru yol alırken durup sorduk yol kenarında şehitlikler nerede diye yarımadanın her tarafı şehitlik yanıtını aldık ki bu bizi çook etkiledi. Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen 253.000 şehidi simgeleyen anıtların en görkemlisidir Çanakkale Şehitler Abidesi önünde ay ve yıldız şeklinde döşenmiş mezar taşlarının her birinde Mehmet ve tüm illerin adı bulunmaktadır.
Biz bu toprakları o kadar zor kazandık ki savaşarak Çanakkale'den geçemeyip boğazlara giremeyen düşman sonrasında anlaşmalarla elini kolunu sallayarak boğazlara yerleşmiştir.Tıpkı şimdi yapılan özelleştirmelerle vatanın her önemli noktasını her değerini yabancılara satabildiğimiz gibi...Ne kadar kolay unutuyoruz Kurtuluş savaşı sırasında ülkenin her noktasında yabancıların olduğunu bi makinist,bi telgraf ustası bile bulunamadığından savaşın ne zor geçtiğini...
Dünyanın en kanlı deniz savaşlarından olan Çanakkale savaşlarında askerlerimiz sadece düşmanla savaşmamış aynı zamanda cephelerdeki zor şartlarla yoklukla pislikle savaşarak hastalıklardan da çok kayıp vermiştir.
Canakkale savasi sirasinda bir Anzak askeri tarafindan Gelibolu yarim adasindan Avustralya ya goturulen Turk askerine ait kafatasi Avustralya hukumetince 10 Mart2003 gunu Turk makamlara teslim edilmistir ve 18 Mart2003 gunu buraya defnedilmistir..Nasıl bozuk bi psikolojidir ki öldürdüğü bi askerin kafasını götürmek ...
Şehitliklerde gezinirken her bir şehit mezarına tek tek bakıp memleketlerini ve doğum tarihlerini gördüğümüzde hepsinin daha çocuk olduğunu düşündük 1. dünya savaşından yenik çıkmış bi imparatorluk çocuklarını savaşa alıyor cephane yok kıyafet yok kuru ekmek ve hoşafla zafer yazıyorlar çok duygulandık...
Bombasırtı : Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kuşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’anı kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse kelimei şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.Mustafa Kemal
Kanlısırt Anıt:Buradaki Anzak ve Türk siperleri birbirlerine çok yakın olduklarından ötürü ölülerin siperden çıkartılıp gömülmesi olanaksızlaşmıştı. Bu nedenle de burada dökülen kanlardan ötürü Kanlısırt ismi verilmiştir.
1. dünya savaşında askere alınmış baba Çanakkale savaşlarında oğluyla karşılaşıyor ve oğlunun kollarında can veriyor...

Dünyanın en modern savaş gemileriyle Çanakkale'yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri'nin 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmalarıyla Çanakkale'de İngilizlerin Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinde çıkarma harekati ile beraber kanlı kara savaşları başlamış oluyordu.
Düşmanın yoğun çıkarması 26 ve 27 Nisan günleri de aralıksız olarak devam etti. Ancak, 19. Tümen kuvvetlerinin kahramanca savunması karsısında düşman taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi. 25-26 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu'nda karaya çıkıp Conkbayırı Kocaçimen tepelerini almak üzere olan düşman Kolordusu, Türk birliklerinin yaptığı süngü hücumları neticesinde denize döküldü.
Bu kanlı hengamede Yarbay Hüseyin Avni Bey'in komutasındaki 57. Alay'ın başta komutanları olmak üzere sancaktarına kadar olan 628 kişilik mevcudunun tamamı 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit oldular.
Seddülbahir Kalesi önünde, Cephanelik Şehitliği adı ile de isimlendirilen İlk Şehitler Anıtı 3 Kasım 1914’de İtilaf Devletleri donanmasından 6 kruvazörün açtığı bombardıman sırasında bir bombanın kale içindeki cephaneliğe isabeti sonucu meydana gelen infilakta ölen 5’i subay 81’i er olmak üzere savaşta ilk canlarını veren 86 şehidimizin anısına 1986’da düzenlenmiştir.
Atatürk’ün Saatinin Parçalandığı Yeri Simgeleyen Anıt
Çanakkale Savaşlarında 253.000 şehit veren Türk milleti onurunu, İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in, askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri savaşların kaderinin değişmesinde önemli rol oynamıştır.
Çanakkale İngiliz Başkomutanı General Hamilton, İngiltere Harbiye Başkanlığına yazdığı yazıda Mustafa Kemal’in yüce komutanlığını şöyle övmektedir :
“İngiltere Harbiye Başkanlığına,
niçin geriye çekildiğimizi soruyorsunuz, bütün gerçeği tüm açıklığı ile size bildirmek isterim : Çok cesur muharebe eden, en iyi sevk ve idare edilen asil Türk ordusunun ve Albay Mustafa Kemal gibi dahi bir komutanın karşısında bulunuyoruz. Bunu hiçbir zaman unutmayalım.”
General Hamilton
Çanakkale İngiliz Başkomutanı
17.08.1915
ATATÜRK :
Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.
3 Mayıs 1915 / Arıburnu
Nereye savaşa geldiklerinden bile haberleri olmayan Anzak lıların mezarlarının bulunduğu Anzak koyu...
1. dünya savaşında askere alınmış baba Çanakkale savaşlarında oğluyla karşılaşıyor ve oğlunun kollarında can veriyor...
Dünyanın en modern savaş gemileriyle Çanakkale'yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri'nin 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmalarıyla Çanakkale'de İngilizlerin Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinde çıkarma harekati ile beraber kanlı kara savaşları başlamış oluyordu.
Düşmanın yoğun çıkarması 26 ve 27 Nisan günleri de aralıksız olarak devam etti. Ancak, 19. Tümen kuvvetlerinin kahramanca savunması karsısında düşman taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi. 25-26 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu'nda karaya çıkıp Conkbayırı Kocaçimen tepelerini almak üzere olan düşman Kolordusu, Türk birliklerinin yaptığı süngü hücumları neticesinde denize döküldü.
Bu kanlı hengamede Yarbay Hüseyin Avni Bey'in komutasındaki 57. Alay'ın başta komutanları olmak üzere sancaktarına kadar olan 628 kişilik mevcudunun tamamı 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit oldular.
Seddülbahir Kalesi önünde, Cephanelik Şehitliği adı ile de isimlendirilen İlk Şehitler Anıtı 3 Kasım 1914’de İtilaf Devletleri donanmasından 6 kruvazörün açtığı bombardıman sırasında bir bombanın kale içindeki cephaneliğe isabeti sonucu meydana gelen infilakta ölen 5’i subay 81’i er olmak üzere savaşta ilk canlarını veren 86 şehidimizin anısına 1986’da düzenlenmiştir.
Atatürk’ün Saatinin Parçalandığı Yeri Simgeleyen Anıt Çanakkale Savaşları sırasında, Conkbayırı’nda bir şarapnel parçası Atatürk’ün göğsündeki saate isabet ederek O’nu mutlak bir ölümden kurtarmıştır.
Emekli General Cemil Conk’un anlattığına göre; şiddetli top ateşi başladığında Atatürk birden elini göğsüne götürmüş, o sırada yanında bulunan Yarbay Servet Bey (Em.Tuğ.Gen. Servet Yurdatapan) kan sızıntısını görünce telaşlanmış bunun üzerine Atatürk elini dudaklarına götürerek sus işareti yaparak kimseyi telaşa vermemesini istemiştir. Akşama doğru Mareşal Liman von Sanders’e kendi kumandası altında yapılan süngü hücumu hakkında bilgi verirken; ”Bütün cephe üzerinde piyademiz, Conkbayırı’na tırmanmaya çalışan düşmana benim işaretimle süngü hücumuna geçti ve düşmanı denize kadar sürdü. Bu esnada benim göğsüme bir mermi parçası isabet etti. Saatim kırıldı. Bu saat benim canımı kurtardı. Müsaade ederseniz bugünkü muvaffakiyetin hâtırası olarak bu saati size takdim edeyim” diyerek parçalanmış saati Liman von Sanders’e vermiştir. O da ailesinin soyluluk armasını taşıyan kendi saatini Atatürk’e uzatmış ve bugünün hatırasına kabul etmesini istemiştir.
Çanakkale Savaşlarında 253.000 şehit veren Türk milleti onurunu, İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in, askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri savaşların kaderinin değişmesinde önemli rol oynamıştır.Çanakkale İngiliz Başkomutanı General Hamilton, İngiltere Harbiye Başkanlığına yazdığı yazıda Mustafa Kemal’in yüce komutanlığını şöyle övmektedir :
“İngiltere Harbiye Başkanlığına,
niçin geriye çekildiğimizi soruyorsunuz, bütün gerçeği tüm açıklığı ile size bildirmek isterim : Çok cesur muharebe eden, en iyi sevk ve idare edilen asil Türk ordusunun ve Albay Mustafa Kemal gibi dahi bir komutanın karşısında bulunuyoruz. Bunu hiçbir zaman unutmayalım.”
General Hamilton
Çanakkale İngiliz Başkomutanı
17.08.1915
ATATÜRK :Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.
3 Mayıs 1915 / Arıburnu
Nereye savaşa geldiklerinden bile haberleri olmayan Anzak lıların mezarlarının bulunduğu Anzak koyu... Anzakların Gelibolu Yarımadası’ndaki savaşlarda verdikleri kayıp; 26.094’ü Avustralyalı, 7.571 i Yeni Zelanda’lı olmak üzere toplam 33.665’tir.
Çanakkale savaşları sırasında İngilizlerin hazırlamış olduğu ordularda yer alan bu Avustralyalı ve Yeni Zelandalı insanlar, hiç tanımadığı topraklarda ve hiç bilmediği insanlarla, ayrıca neden ve hangi amaçla savaştıklarını dahi bilmeden, mücadele vermiş, bu mücadele sonucunda, kendi topraklarını savunmak istemekten başka hiçbir amacı olmayan Türk insanının (askerinin) kanını dökmek, aynı ölçüde kendi kanlarını da akıtarak, ellerinde koca bir hiçle savaşa son vermişlerdir.
Bu savaş sırasında Anzakların tek kayda değer elde ettikleri, “dominyon halklarına ve Anzakların, kendilerinin bir sömürge insanı değil, milli bir karakter taşıyan insanlar oldukları duygusunu da kazandırması”dır.
Çanakkale savaşları sırasında İngilizlerin hazırlamış olduğu ordularda yer alan bu Avustralyalı ve Yeni Zelandalı insanlar, hiç tanımadığı topraklarda ve hiç bilmediği insanlarla, ayrıca neden ve hangi amaçla savaştıklarını dahi bilmeden, mücadele vermiş, bu mücadele sonucunda, kendi topraklarını savunmak istemekten başka hiçbir amacı olmayan Türk insanının (askerinin) kanını dökmek, aynı ölçüde kendi kanlarını da akıtarak, ellerinde koca bir hiçle savaşa son vermişlerdir.
Bu savaş sırasında Anzakların tek kayda değer elde ettikleri, “dominyon halklarına ve Anzakların, kendilerinin bir sömürge insanı değil, milli bir karakter taşıyan insanlar oldukları duygusunu da kazandırması”dır.
Çanakkale ruhunu anlatmak için kelimeler çok yetersiz kalıyor...Çanakkale de her bir şehitliği adım adım gezince insan daha bi farkına varıyor ne kadar zor şartlarda kazanılmış bi ülkede yaşadığının daha bi değerini kıymetini biliyor.Bir yaz günüydü şehitliklerri ziyaret ettiğimizde fakat mutlaka bi 18 Mart günü tekra ziyaret etmek o ruhu daha derinden hissetmek yaşamak istiyorum.Mutlaka ama mutlaka ziyaret edin her bir köşesinde farklı bi duygu seli yaşanıyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



