Ocak 19, 2008

seni düşünmek güzel şey...

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

NAZIM HİKMET

Nazım Hikmet in sözleri Ezginin günlüğü'nün bestesi ile buluşunca ne kadar muhteşem olmuş,en sevdiğim şarkılardan biri en sevdiğim şair ve en sevdiğim gruplardan...
insanın içine huzur veren sözler,sesler,melodiler...


Ocak 17, 2008

sosyete mantısı yaptım en yalancısından :))

üniversite son sınıftayım,yemek konusunda annemin hazırlayıp gönderdiği dolabı doldurduğumuz yemekleri sarmaları sadece pişirmekle en fazla şehriye çorbası haşlanmış tavuk salata yapmakla sınırlı olduğumuz bi dönemde yine bizim bölümden yakın arkadaşımızda kalıp ders çalışıp muhabbet seanslarından birinde bize özel hazırladığı süper lezzetlerden biriydi sosyete mantısı bayılmıştık ...

Çok sevdiğim halde çok da pratik olmasına rağmen bi türlü o günden sonra yapmamıştım sosyete mantısı.Geçenlerde aklıma geldi bloglar arsında araştırdım biraz ,biraz ondan biraz bundan birazda benden diyerek evde olanları da kullanarak, kolayına kaçıp kızartmak yerine fırınlayarak hazırladım sosyete mantısını eşime de sürpriz yaptım nasıl yani bana daha önce nasıl yapmazsın bunu harika bu diye diye bi çırpıda bititrdik :))

Malzemeler:
~ yarım kg yufka
~ 300 gr kıyma (göz kararı)
~ 1 orta boy soğan
~ tuz ,karabiber
~ 1 su bardağı yoğurt
~ 1 su bardağı tavuk suyu
~ 1 çorba kaşığı zeytinyağı
~ 1 kaşık tereyağ
~ pulbiber ve nane

Yufkalar -3 tane- üst üste konularak 4 parçaya ayrılıp 12 çeyrek yufka elde edilir.Sonra kıyma bir tencereye alınarak kısık ateşte kavrulduktan sonra soğan tuz ve karabiber eklenerek soğanlar pişene kadar devam edilir.Bu esnada bir kapta yoğurt tavuk suyu ve zeytinyağı çırpılır.
Kıymalar iyice kavrulduktan sonra her bir çeyrek yufkanın üzerine yoğurtlu sos sürülerek kıyma kenar kısımlarına konulup gül böreği şeklinde sarılır ve fırın tepsisine dizilir en son kalan yoğurtlu sosdan böreklerin üstüne de sürülerek 200 derecede börekler kızarana kadar pişirilir.
Üzerine sarımsaklı yoğurt döküldükten sonra tereyağında pulbiber gezdirilir ve nane ile süslenerek servis yapılır.Göze gönüle mideye hitap edilerek afiyetle yenilir :))

Ocak 16, 2008

kitap okumak istiyorummmm!!!!

En çok sevdiğim şeylerin başında kitap okumak geldiği elime aldığım bi kitabı okur gibi diil de sanki yaşarmış gibi bi solukta bitirdiğim halde son zamanlarda bi türlü kitap okuyamıyorum...
Baba ve piç ilk kez bir kitap aylarca süründü elimde...
Nihayet bitirdim...

Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip gelen bi kitap; Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesi. Ermeni soykırımı yapıldığı inancı ve nefretiyle büyümüş Amerikalı Ermeni Armanuşun köklerini bulmak ve bu gerçekle yüzleşmek için Türkiye ye gelişi ,Türk Kazancı ailesinde 4 teyze ve babasını bilmediği için geçmişi ile yüzleşemeyen Asya ile geçirdiği bi hafta süresince hayatı ve geçmişi sorgulayışları çerçevesinde geçen bi roman.Akıcı bir dile sahip aslında bi çırpıda okunabilecek türden ama bazı kişi betimlemeleri oldukça sıkıcı.Fakat insanı içine alan çok etkileyici yanları olan bi kitap diil...

Bu arada Baba ve piç i okurken Sabahattin Ali nin Kürk mantolu Madonna kitabını bir çırpıda okudum ve de son derece etkilendim,nasıl bir aşk nasıl bir bağlılık tutku ...
Mutlaka okuyun derim...
Sabahattin Ali nin okuduğum ilk kitabıydı bu dilini çok beğendim,ilk fırsatta tüm kitapları da okunmak üzere sıraya girdiler...

Sırada Kızıl nehirler var çok benim tarzım diil diye düşünüyorum o yüzden elime bi türlü alamıyorum ama merakda ediyorum bu kitabı,sonra Ayşe Kulin in Veda sı var ki Ayşe Kulin en sevdiğim ve soluksuz tüm kitaplarını okuduğum bir yazar,umarım bu kitaptan da aynı tadı alırım...

Sonra Livaneli okumak istiyorum, sonra Jane Austen...

Ocak 14, 2008

eyyyy özgürlük!!!!

Okulda defterime, sırama agaçlara, yazarım adını
Okunmus yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarım adını
Yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına
En güzel gecelere, günün ak ekmegine, yazarım adını
Tarlalara ve ufka, kusların kanadına,
Gölgede degirmene yazarım.
Uyanmıs patikaya, serilip giden yola,
Hınca hınç meydanlara adını
Ey Özgürlük!

Kapımın esigine, kabıma kacagıma, içindeki aleve,
Canların oyununa, uyanık dudaklara yazarım adını.
Yıkılmıs evlerime, sönmüs fenerlerime, derdimin duvarına,
Arzu duymaz yokluga, çırçıplak yalnızlıga, yazarım adını.
Geri gelen saglıga, geçen her tehlikeye,
Yazarım ben adını, yazarım.
Bir sözün coskusuyla, dönüyorum hayata,
Senin için dogmusum, haykırmaya.
Ey özgürlük!

Paul Eluard

Fransız şair tarafından yazılan Türk besteci tarafından bestelen annesi İtalyan ve babası Tük olan Deniz Ünel tarafından seslendirilen Zülfü Livaneli'nin ey özgürlük eserine yaptığı güftesi lo scrivero nel vento ile İtalya'da çocuk şarkıları yarışmasında yabancı beste dalında birinci, genel yarışmada da 3. oldu

Daha sonra İtalyan Devlet Televizyonu Rai Uno'da 21 Aralık'ta yapılan şarkı yarışmasında önce 15 ünlü jüri üyesince İtalya'da son 50 yılın en iyi 700 şarkısı seçildi. Ardından juri şarkıları 15'e düşürdü. Daha sonra juri ve halkın katılımıyla 15 parça arasından Luisa Corna'nın seslendirdiği Zülfü Livaneli'nin 'Özgürlük' şarkısı 2nİtalyan halkı tarafından 2.seçildi.

Ne söylenilebir ki son derece mutluluk verici,sanat; dil ,din, ırk ayırmadan hepimizin ortak paydası...
Zülfü Livaneli her yönüyle en sevdiğim sanatçılardan biri,ilkokuldaydım ilk konserine gittiğimde herkesin hep bir ağızdan şarkılara eşlik etmesine hayran kalmıştım ve ilk işim tüm şarkılarını ezberlemek olmuştu...

Melodi İtalyancaya çok iyi uymuş dinleyin derim...

pazar keyfi;patates,kaşar ve sucuklu omlet

Pazar sabahı uyanıp ta kahvaltı için ne yapsam acaba karışık tost nasıl olur die düşünürken eşim sen önceleri çok güzel kahvaltılıklar yapıyordun artık boşladın bizi die naz yapınca aklıma uzun zamandır yapmadığım patates omlet geldi.Tamamen bana aittir demeden geçemicem :)) Zaten patates dedi mi akan sula durur bizde nesi olursa olsun bayılırız...
Hatta tek bişi seç deseler tereddütsüz patates derim o kadar severim yani....


Gelelim tarife;

4-5 adet orta boy patates
sucuk , kaşar peyniri,
tuz, karabiber,pulbiber,kekik,
2-3 kaşık zeytinyağı ,
2 yumurta




Yapılışı ise son derece pratik o nedenle favorilerim arasında ...
Önce patatesleri küp küp doğrayıp yağda kavururken bi müddet sonra sucukları ekliyoruz .Tercihe göre mantar sosis salam da eklenebilir çok da yakışıyor evde olmadığı için ben koyamadım ama böylesi de çok güzel ...
Patates ve sucuklar kızardıktan sonra 2 yumurta çırpılarak karışımın üzerine dökülüp kapağı kapatılarak kısık ateşte pişiriliyor.Daha sonra rendelenmiş kaşar peyniri eklenip kaşarlar eriyene kadar pişirmeye devam ediliyor...
Hepsi bu piştikten sonra da afiyetle yeniliyor :))

Ocak 12, 2008

tlos + saklıkent + patara = doğa harikası

Fethiye ve Saklıkente 2. gidişim ve hala doyamadım hala gezilecek görülecek yerleri bitiremedim hala kelebekler vadisinde bi gece kalsam ,saklıkentin sonuna kadar gidebilsem, ölüdenizde doyasıya yüzsem,kayaköy de bi gözleme yesem ,yamaç paraşütünü tek başına yapabilsem gibi aklımın bi köşesinde var olan keşkeler mevcut.Zaten Fethiye 'nin her yanı harika doğa güzellikleriyle dolu etkilenmemek mümkün değil.
Fethiye de her günümüzü bi tura ayırdık her gün farklı bi yere gittik farklı bi yeri gördük yaşadık.
Saklıkente de daha önce normal bi turla gittiğim için bu sefer içinde bi kaç yeri görme imkanı olan jeep safari turları ile gidelim hem görelim hem de eğlenelim dedik.Gerçekten de çok eğlenceli,çok güzel vede çok yorucu bi gün oldu.Grubumuz çok eğlenceliydi,yol üstündeki hello hello die seslenen çocuklar çok sevimliydi ,bizi serinletmek amaçlı üstümüze hortumlarla saldıranlar çok korkunçtu :))
Turumuzun ilk durak noktası Tlos antik sehri idi.Tlos kenti Xanthos, Pınara, Krafos ve Tlos kardeşlerden Tlos adına kurulmuş, zamanla Likyalıların altı önemli kentinden birisi haline gelmiş.Likya Bölgesinin en eski yerleşim alanlarından birisidir Tlos da pek çok efsanelerde var olan kahramanlık hikayeleri Kaya mezarlarına oyulan kabartamalarla anlatılmış bizlere. Tlos’un adı Likya yazıtlarında TLAWA olarak geçmektedir.Akropol, kuzey doğusunu dik uçurumların oluşturduğu bir tepenin üzerine kurulmuştur. Tepenin doruğunda daha eski kalıntıların tamamını gözlerden gizleyen, Osmanlı dönemine ait bir kalenin, 14.YY da bölgeye hakim olduğu sanılan Kanlı Ali Ağa tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Kalenin altında, doğu yamacında Likya devri duvar kalıntıları, güneyde ise daha sonraki, Roma döneminin duvarcılık örneklerinden birini oluşturan bir sur bulunmaktadır. Aynı tepenin üzerinde gruplar halinde Likya tipi kaya mezarları göze çarpmaktadır. Taş bloklar halinde aşağıya doğru sıralanan oturma yerleri ile stadyum, surların hemen güneyinde yer alır.
Harabelerin en güneyinde biraz doğu tarafına doğru hamam kalıntıları, hemen yanında da Paleasta ve gymnasium kalıntıları bulunmaktadır. Doğudaki geniş meydanda yerleşmiş olan Tlos’un agorası 9 metre genişliğinde, batı yüzündeki duvarında yarım düzineye yakın kapıların bulunduğu uzun bir yapıdır. Yine aynı meydanın doğusunda çok iyi korunmuş durumdaki Tiyatro v tiyatronun kuzey duvarının altında, yazıtının ancak bir bölümü görülebilen “IZRARA ANITI” görülebilmektedir.
Akropol tepesinin ön cephesinde oyulmuş sayısız mezarlardan en önemlisi, hiç kuşkusuz kanatlı atı Pegasus’un üzerinde üç başlı canavar Chimera ile savaşırken resmedilmiş ‘Bellerophontes’ mezarıdır. Giriş ve alınlığı arasında iki dörtgen sütunun yer aldığı bu tapınak mezarın ana mezar odasının duvarı üç bölümlüdür. Ortada süslerle bezenmiş bir kapı motifi ve her iki yanda da mezar odasına girilen asıl kapılar bulunmaktadır. Yan taraftaki bu kapılar eşik görevi yapan ve ön yüzlerinde at motifleriyle bezeli birer kabartma bulunan bloklarla,yerden 90 cm yükseltilmiştir. Girişteki sol duvarın üstünde ise Bellerophontes uçan at Pegasu üzerinde Chimera ile savaşırken resmedilmiştir. Biz vakitsizlikten adım adım gezemedik Tlos u ama aklımızın bi köşesine bi gün tekrar die yazarak ayrıldık Tlos dan...
2.durak noktamız yaka doğa park idi .Bir su kaynağının kenarına kurulu olan bu yer sanki bizi kendine hayran bıraktı. Su özenle ağaçların içlerinden merdivenlerden geçirilip şelaleler ve gölcükler oluşturmuş,suyun herbir kıvrımına ağaçların her görüntüsüne hayran kaldık adeta...
Tabii turu düzenleyen ekipte biz her bi yanı gezerken boş durmadan tur katılımcıları arasından gözlerine kestirdiklerini buzz gibi sulara atmadan durmadılar su o kadar soğuk ki içinde 5 dk durabilene içecek 15 dk durabilene yemek ve içecek bedava şeklinde reklamını yapıyorlardı.pek o tarafa yaklaşmayıp ellerinden kurtulmayı başardık :))
Ve bi sonraki durağımız sabırsızlıkla beklediğimiz Saklıkentti.Saklikent, dunyada esine az rastlanir bir doga harikasi... Uzunlugu 14 km. fotograflara sigdirabilmek çok zor, var olan fotoğraflar arasından seçim yaparken çok zorlandım en güzellerini eklemeye çalıştım ama Saklıkent fotoğraflarla diil içinde var olup dışarının o bunaltıcı sıcağında o seinliğin içinde bulunarak o masal diyarını içinde gözlemleyerek yaşanması gereken bi yer,ne yöne döneceğimizi hangi güzelliğe bakacağımızı bilemedik adeta büyülendik... 18 km. uzunlukta, yüksekliği yer yer 600 m.yi bulan benzersiz kanyonun içerisine gizlenmiş bir doğa harikasıdır. Dimdik sarp kayalıkları, çınar ağaçları, pırıl pırıl akan coşkulu kaynak suları ile, doğa tutkunları için dağcılık, yürüyüş, yüzme olanakları sunan eşsiz bir turizm merkezidir.
Eşen çayı, kanyonun 100 m. içinde patlayarak çıkıyor yeryüzüne. Çayın üzerine kanyon duvarına tutturulmuş tahta iskeleler kurulmuş. İskeleden tek sıra halinde ilerleyerek çayın patlak verdiği noktaya ulaştık ve bu buz gibi suyu ve akıntıyı aşarak karşı kıyıya geçip , kanyonun derinliklerine doğru ilerledik. Kanyon kimi zaman daralarak, kimi zaman engebeli bir biçimde 18 km. sürüyor. Sonuna kadar gitmek öğrendiğimize göre oldukça zormuş.Vaktimiz de sınırlı olduğu için gidebildiğimiz kadar uzak noktaya gidip o güzelliği harika doğa şaheserini en fazlasıyla görmeye çalıştık...Süremizin dolmasına az bi zaman kala doyamamış olmanın verdiği üzüntüyle kanyondan ayrıldık...
Kanyondan ayrılarak son durağımız olan Patara kumsalına doğru ilerlerken eğlenmek amacı ile çamur banyosu yapmak için durduk binbir şamata ile her yanımızı çamura buladıktan sonra sıra geldi temizlenmeye işte bu noktada herkes büyük bi hayal kırıklığı yaşadı...yıkanacağımız su kanyondan gelen Esen çayının suyu ve buzz gibi hani 5dk durana içecek 15 dk durana içecek ve yemek bedava olan su kadar soğuk ve bu sefer suya girmeme gibi bi ihtimal dahi yok :))
ama bi müddet sonra o soğuğa alışıp akıntıya kendini bırakıp dilediğince eğlenebiliyosun şahsen ben öyle yaptım ve son derece keyif aldım...
veee geldik son durağımız olan patara kumsalına günün tüm yorgunluğundan sonra ki hiçbir şey yapmamış bile olsan jeeplerde o rüzgarı yemek bile insanı yorarken biz tüm gün boyu oradan oraya koşturup acaip yorulduk ve ipek gibi kumsala vardığımız andan kendimizi o sulara bıraktığımız anda tüm yorgunluğumuzu alıp götürdü.hep mi öyle yoksa o gün mü öyleydi bilemiyorum çok güzel bi dalga vardı ve biz o dalgada oynamaktan sudan çıkamadık bi türlü aynı keyfi iztuzu plajında da yaşamıştık ve buranın da caretta ların yumurtalarını bıraktıkları plaj olması biz son derece etkiledi...
Hele hele kumların inceliği ve ipeksiliği rüzgarın ılık ılık dokunuşu ne kadar gitsen de hala sığ oluşu ve bizimle dalga geçercesine dalgalarını yüzümüze savuruşu 18 km uzunluğu ve genişliği ile uçsuz bucaksız görünüşü bizi kendine bolca hayran bıraktı...
Hiçbir yerine doyamadan ve hep mutlaka yine gelip farklı yerlerini keşfedelim hatta daha çok zaman ayıralım daha çok yer görelim daha çok yüzelim daha çok gezelim daha çok gülelim die die günü noktalayıp mutlaka tekrar diyerek hayranlıkla ayrıldık kumsaldan...

Ocak 11, 2008

hayranlık + terkedilmişlik = Kayaköy + bolca hüzün




Kayaköy’ün geçmişi MÖ.3000’lere kadar gitmesine rağmen antik dönem kalıntılarından günümüze MÖ 4. YY a tarihlenen az sayıda lahit ve kaya mezarları ulaşmıştır.
Kayaköy’ün eski adı Levissi’dir. Kayaköy’de her biri 50 m2 den büyük olmayan ,manzara ve ışık açısından birbirinin önünü kapatmayan ,genellikle alt katları kiler görünümünde ikişer katlı ve girişte çatıdaki yağmur sularının toplandığı zemin altı sarnıçların olduğu,3500-4000 konut bulunmaktadır.
Konutların yanı sıra evler arasına serpiştirilmiş çok sayıda şapel,iki büyük kilise,bir okul ve bir gümrük binası yer almaktadır.
1922 Yılına kadar yaklaşık 25.000 nüfusu, tümüyle yöre taşından yapılmış tipik Akdeniz mimarisi özellikleri taşıyan 4000 konutu, okulları kütüphanesi, irili ufaklı kiliseleri, yüzlerce iş atölyesi,hastaneleri,eczaneleri ile yüksek bir ticari, sosyal ve kültürel yaşam çizgisini yakalamıştır.
1922 yılında Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan bir “nüfus değişimi” anlaşması uyarınca, Kaya Köyü’nün Rum ahalisi ile Batı Trakya’da yaşayan Türk ahali karşılıklı olarak yer değiştirmiştir.Mübadele sonrası Batı Trakya’dan gelen yeni sahiplerince tamamen terk edilen Kaya Köy,bugün hayalet şehir görünümündedir.



işte bu hayalet şehir görüntüsü bizi bolca hüzünlendirdi.daha önceden hakkında çok şey duymuştuk kayaköy ün ve gerçekten merakla gittik gezmeye başlayınca zaten kendimizi kaybettik şehrin hemen hemen her yerini adım adım gezdik büyülendik ve çok etkilendik.


Mübadele sonrasında Batı trakya dan gelen Türkler tarafından denizden uzak olması yapabilecekleri iş koluna uygun olmaması sebebiyle yerleşim yeri olarak kabul görmemiş oysa ki Fethiye nin depreme en dayanıklı yeriymiş Kayaköy...




Açık hava müzesi gibi olan kayaköy restore edilebilse çok hoş bi görüntü halini alabilir ...acaba ne hayatlar yaşandı gidenler kimbilir ne üzüntülerle evlerini yerlerini dostlarını geçmişlerini bırakıp gittiler... gerçekten hüzün veren bir yeleşim yeri o kadar yaşanmışlıktan sonra kaderine terk edilmiş gibi durması...




bir kaç tane restore edilen ev var ama keşke hepsi de edilebilse...




Biz gerçekten çok beğendik Kayaköy ü birbirinin ışığını kesmeyen minicik evler bizi çok etkiledi çoğuna girdik düşündük,eski zamanlarda gezinti yapar gibi hissettik kendimizi...




Fethiye ye giderseniz eğer mutlaka görün Kayaköy ü,ordan gemiler adasına gittik orasıda çok güzeldi,fethiye merkez hariç (merkezin gece o kadar karanlık hali bizi çok üzdü ,öyle doğal güzelliklere sahip bir turizm beldesi böyle olmamalı dedik attık kendimizi hisarönüne ) her yanı muhteşem zaten...




d.n .. :)) Kayaköy e ait bilgiler Fethiye Kaymakamlığı'nın sitesinden alınmıştır.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails