Eylül 10, 2009

Öğrendim :(((


Şablon değişikliği yapmadan yedekleme yapmak lazımmış...
Lazımmış ki okuduğun kitaplar , izlediğin filmler , takip ettiğin bloglar uçup gitmesin ve sen kara kara düşünmeyesin...
d.n.... Fotoğraf Mudanya sokaklarından ...

Eylül 09, 2009

Didyma & Medusa ...

Gezdiğimiz son antik yapı Didim Apollon Tapınağı...Tapınakta bulunan yılan saçlı Medusa nın bakışları bile ürkütücü ... Didim'in en önemli sembollerinden biri Medusa ; Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona' dan biriymiş. Bu üç kız kardeşten yalnızca yılan saçlı Medusa ölümlü ve kendisine bakanları taşa çevirme güçüne sahipmiş. Bu sebeple Antik dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak için Medusa kabartmaları ve resimleri kullanılmış.

Didim’deki Apollon Mabedi de 20 km kuzeydeki Milet şehri ile diğer yöre halklarının geleceklerini öğrenme ve dertlerine çare bulma isteklerini karşılamak için yapılmış.
Perslerin M.Ö. V. Yüzyılda Anadolu’da yaptıkları saldırılar sonunda Dara “DARİUS” bu tapınağı şehriyle birlikte yıkmış ve içerisinde bulunan bronz Apollon heykelini bir çok esirle götürmüş. Bu saldırı ve yıkımdan sonra yaklaşık 150 – 180 yıl harap ve terkedilmiş bir halde kalan mabed, Büyük İskender’in Pers’lere karşı zaferinden sonra bu gün gördüğümüz şekilde yeniden yapılmaya başlanmış.
Yapım işi çok büyük çapta tutulmuş. Mimar olarak Efes’te yanan Artemis Mabedi’ni yeniden yapan Panienie Mileti Dephnis görevlendirilmiş.Yapım işi uzun yıllar sürmüş ve bu arada Milet’in hazinesini de bir hayli sarsmış. Hatta mabedin inşaatında çalışan usta ve işçiler ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle bir süre çalışmamışlar. Bir anlamda tarihin ilk grevi gerçekleşmiş.

Eylül 08, 2009

Priene & Miletos...

Tatil günlüğü yazmak sonradan olunca pek bi keyifli aynı zamanda da hüzünlüymüş tatil bu özlenmez mi özledikçe de keşke şimdi orda olsam denmez mi ? Daha yaz bitmeden deniz sezonunu henüz 2 gün önce kapamışken bu özlem erken diil mi ? Gerçi yazı bitirdik ve sonbahara girdik di mi ? Benim aklım hala yazda oysa ki ...
Neyse yazı özlemeyi bırakıp gelelim tatil günlüğü yazmanın keyifli yanına hatırlamak güzel şey... Hımm nereye gitmiştik gezdiğimiz antik kentin adı neydi ??

Efenim görmüş olduğunuz ilk dört fotoğraf Priene antik kentinden Athena tapınağı ve Helenistik tiyatro olmakla birlikte çok etkileyici yapılardır kendileri...
Tapınak M.Ö. 334 yılında İskender tarafından Athena'ya adanmış. Daha sonra ikinci bir ithaf Augustus'a yöneltilmiş. Böylece aynı tapınakda Athena ve Augustus birlikte tapım görmeye başlamış.
Hellenistlik Tiyatro Ön sıra orkestranın çevresine aralıklarla dizilmiş rahipler için ayrılmış beş adet mermer onur koltuğundan oluşmuş. Beşinci sıranın ortasına sonradan önemli kişilerin oturduğu bir loca yerleştirilmiş. Protokol o zamanlardan beri varmış demek olmaz mı....
Priene den Miletos a doğru ilerlerken fark ettiğimiz Doğanbey köyünden bir kare...
Vee bizi şaşırtan Miletos daha başka daha gösterişli bi antik kentti beklediğimiz ama gezgin umduğunu diil bulduğunu gezer di mi :))

Günümüzden 2000 yıl önce Söke ovası tamamen bir deniz, Bafa gölü de bir koy şeklinde imiş. Milet, Priene ve Didimse deniz kenarında birer kentmiş. Büyük Menderes Irmağı ( Maiandros ) zamanla taşıdığı alüvyonlar ile; ilk önce Priene önündeki denizi daha sonrada Milet ve Lade Adası'nı da içine alan tüm bölgeyi doldurmuş. Aynı dönemlerde Efes' de deniz kenarında iken, zamanla ön tarafı dolarak günümüzde ki halini almış.

Priene'de ki tiyatro hellenistlik dönem tiyatrolarına ışık tutuyormuş,Milet'teki tiyatro ise Yunan - Roma tipini en güzel sergileyen örnekmiş.
Milet ismi mitolojik açıdan Apollon ile ilgiliymiş. Apollon ile Girit Krali Minos'un kızı Akakallis; Akakallis'in üç çocuğundan biri olan "Miletos"a, Minos'un kötülük yapmaması için dağa bırakmış. Çocuğa kurtlar bakış.
Daha sonra çobanların büyüttüğü Miletos, Anadolu'ya gelerek Menderes nehrinin kızı"Kyane" ile evlenerek "Miletos" şehrini kurmuş.
Milet M.Ö. 7. ve 6. yy.da en parlak dönemini yaşamış. Milet'liler özellikle M.Ö. 6. yy.da deniz ticaretini ele geçirmelerinden sonra Akdeniz ve Karadeniz'de kurdukları koloniler sayesinde etkinliklerini çoğaltmış ve zenginleşmişler. Giderek Milet, İyon dünyasının başkenti haline gelmiş.
"Plinus"un bildirdiğine göre Milet Kenti yaklaşık olarak 90 koloni kurmus. Bunların arasında "Sinop", "Trabzon", "Giresun" gibi şehirler varmış. Milet "LADE DENIZ SAVAŞINA" 80 gemi ile katılmış, tüm donanmasını yitirmiş ve kazanan Persler, M.Ö. 494'de kenti ve beraberinde Apollon Mabedini yakıp yıkmışlardır...

Klasik dönemde önemi büyük ölçüde azalmış olmasina rağmen Milet, Hellenistik dönemin ticaret, sanat ve bilim alanıinda başta gelen merkezlerinden biri olmuş. Roma döneminde bağımsız bir kent olarak "Asia Eyaleti"nin, yani Batı Anadolu'nun belli başlı metropollerinden biri sayılmış. "Latmos Körfezi"nin M.S. 3. yy'da dolması üzerine, körfez çevresindeki "Priene", "Myus" ve "Herakleia" gibi kıyı kentleriyle birlikte Milet de sönükleşmiş ve küçülmeye başlamıştır. Bizans çağında küçük bir köye dönüşmüş...

Eylül 07, 2009

Uzanmışım kumsala...

Yazmadıkça yazmak zor gelir oldu ama bi yerden de başlamak lazım dedim eski yazdıklarıma baktıkça imrendim kendi kendime sonradan dönüp yazdıklarımı okumak keyifli bi yerde yeniden yaşamak gibi epeydir okuduklarımı yazmadığımı fark ettim istediğim kadar olmasa da okuyorum oysa ki :))
~~
Şu an Limon Ağacı nı okuyorum tarihi romanları okumayı severim aslında ama ona rağmen çok yavaş ilerliyorum belgesel anlatır gibi sanki, akıcı bi dil kullanılmamış ve fazlasıyla detaycı aynı gerçeklerle biraz daha roman tadında olsa daha güzel olabilirmiş ancak konu itabariyle çok etkileyici. Toparaklarından zorla sürgün edilen Filistinlilerle Nazi katliamından kaçan Yahudilerin aynı topraklarda süren hüzünlü mücadelesi anlatılıyor...
~~
Aşk ve Bab-ı Esrar ı okudum ikiside güzeldi ama 10 üzerinden Bab-ı Esrar 6 , Aşk sa taş çatlasın 7 alır benden . Aşk da Mevlana ve Şems çok güzel anlatılmış hele Mevlananın koşulsuz güveni Şems in doğrularından ödün vermeyişi öğretilerin herbiri düşündürücü ama kurgu anlamsız geldi Ella nın hikayesi özellikle... Bab-ı Esrar da ise yine tüm Ahmet Ümit kitaplarında olduğu gibi sonun tatminkar olmayışını maalesef bu kitapta da hissettim eeeee yani bu mu ne oldu şimdi diye kalakaldım...
~~
Son dönem okuduklarım arasında en etkileyici düşündürücü gelen Biz Kimden Kaçıyorduk Anne ? Karakterlerin psikolojisi sade bir dille fakat çok derinden anlatılmış annenin geçmişte yaşadıkları sebebiyle şehirden şehire ülkeden ülkeye kızıyla kaçışları anlatılmış,kaldıkları oteldekilerin ilginç buldukları anne kız hakkında yaptıkları yorumlarsa benim en beğendiğim kısımlardı kitaptan tavsiye ederim...
~~
Birde Beni Hatırladın mı var ki tam çerez tadında kalın ama bi çırpıda okunan eğlenceli bi kitap yoğun dönemlerde kafa dağıtmak için birebir... Lexi geçirdiği trafik kazası sonucunda son 3 yılı hiç hatırlamıyor oysa o 3 yıl boyunca hayatı kökten değişmiş herşeyi eşini sevgilisini hatta işini bile yeniden öğrenmek zorunda bazen gülerek bazen üzülerek keyifle okunan bi kitap...
~~
Ve son olarak benimle artık bütünleşen Zemberek Kuşunun güncesi var 2 ay aradan sonra kaldığım yerden dün gece 3 sayfa okudum son 100 sayfam merak ediyorum aslında Toru Okada nın yaşadıklarını karısını May Kasahara yı :))
~~
İşte böyle okumak güzel şey hele kumlara uzanıp okumanın keyfi yok başka yerde... Yağmurlar gelmeden son son atın kendinizi kumlara , keyifli okumalar dilerim herkese...

2 ay önceden :))

Öyle bir geçer zaman ki :)) 2 ay önce yaptıklarımı anlatmak bugüneymiş ... Yukarıdaki ev benim favorim hatta benim olmasını istediğim ev bayıldım kendilerine :))


Fotoğraflar Doğanbey köyünden Kuşadasından Didim e giderken çıktı karşımıza Eski Rum köyü tabelalarını görünce meraklandık ve takip ederek ulaştık ki gördüğümüz manzara karşısında da iyiki dedik gitmişiz...


Son derece sakin sessiz kendi halinde bi köy eski evler mevcut bolca, bi kısmı restore edilmiş bi kısmıysa yeni sahiplerini beklemekte,tam kafa dinlemelik hatta belki bişeyler yazıp çizmelik,ilham kaynağı...


Mavi pencere ve kapılara evlerin balkonlarından sarkan pembe çiçeklere sessizliin içindeki kuş seslerine bayıldım ...


1924 yılından itibaren gerçekleştirilen mübade ile kendi vatanlarına giderken, onların yerine Balkan Ülkeleri'nden Türkler getirilip yerleştirilmiş, yokluklar içinde gerçekleştirilen bu zorunlu göç kendi başına bir dram ve bu olaylara ev sahipliği yapan eski adıyla Domatia yeni adıyla Doğanbey ise yaşananların sessiz tanığı olmuş...




Eski Doğanbey Köyü ilginç bir yer.Yarısı yıkılmış, tavanları ve tahta tabanları çökmüş, taş duvarları güçlükle ayakta duran evlerle, çok zengin sayfiye beldelerinde rastlanan kır evleri bir arada...

~~
Yüksek duvarların gizlediği bahçeler sanki birer cennet. Az görülen meyve ağaçları, her renkten nadide çiçekler ve bazı tarihi eserler süslüyor bu bahçeleri. Nerede durursanız durun gölün nefes kesen manzarası önünüzde uzanıyor.
~~
Eski Doğanbey Köyü, restore edilmiş evleri, dar taş sokakları, ortasından geçen dere yatağı ile görülmeye değer bir yer. Doğanbeyliler yıllar önce buradaki evlerini bırakarak kıyıya inmiş. Tarlalarına ve kayıklarına yakın düzlükte evler yapmış. Eski köy de güzel taş evlerin sihrine kapılanlara kalmış...


Temmuz 29, 2009

Kuşadası & Kalamaki ...

Selamm...
Ne zor işmiş tatilde yazmak üstüne bide beklenen ve beklenmeyen telaşeler eklenince daha da zorlaştı ama yazmak ve yazarken tekrar yaşamak tatlı zaruret şu an benim için :))
~~~~
Kuşadası pek çok tarihi ve doğal güzelliklere yakın olduğu için tercihimizdi aslındı...Ve doğru bi karar olduğu konusunda da hemfikir olduk sevgilim ve ben onca yeri ulaşım sıkıntısı yaşamadan gezip görmenin sonucunda ...Zaten Kuşadasına gelmeden ve otelimize yerleşmeden önce Efes Şirince Meryemana yı gezmiştik... Selçuk'ta da mini hava alanının yanından geçerken içim cızz etmedi diil , mini bi ikna turu attım aslında paraşütle atlama konusunda ama yamaç paraşütüne ikna olan sevgili maalesef ki paraşütle atlamaya hiç sıcak bakmadı ve ben de artık sonraki tatillere diyerek şimdilik erteledim hevesimi ama vazgeçmedim pek tabii :))
~~~~
Geldik Kuşadasına Kadınlar Denizinde dolaşarak bulduğumuz otelimize yerleştik ki biz artık erken rezarvasyon vs yapmıyoruz zevklerimizin uyduğuna güvendiğimiz kişilerin tavsiyesi olmadan da önceden yer ayırtmıyoruz kendimiz görerek pazarlık yaparak daha uygun ve daha güzel otellerde kaldığımızı pek çok kereler tecrübe ettik zira ... ilk gün akşamüstü olmuştu zaten deniz güneş keyfimiz ertesi günde devam etti... Deniz 3 e kadar sakin sonrasında bol dalgalıydı akşamüstü artık girilemez hale bürünüyordu kaldığımız dört gün boyunca aynen tekrar etti bu hal,deniz keyifsizdi diyebilirim akşamları Kuşadası merkezde dolandık hediyelik eşyalar aldık... Güvercinada çok hoş ama biraz loş ,hatta yerel bi tiyatronun gösterisi vardı o akşam ama izleyemedik maalesef yemek yeme isteği galip geldi sahildeki balıkçıları tavsiye ediyoruz yeme içme konusunda ...
~~~~
Son günse Dilek yarımadasına gitmeye karar verdik ve kesinlikle tavsiye ederim Kuşadasında denize girmektense yarımadaya gelip doğallığın içinde olmak çok çok keyifli öyle doğal bir ortam ki güneşlenirken yanınızda yaban domuzları ailecek geçebiliyorlar :)) Hem ürkütücü hem ilginç 6 nokta var denize girilip piknik yapılabilen biz Kavaklıburnu çok sevdik pırıl pırıl masmavi bi deniz... İzin alarak rehber eşliğinde girilebilen kanyonlarda aklımız kaldı pek çok farklı türün yabani hayvanların yaşadığı doğal yaşam alanında daha fazla vakit geçirmek isterdik aslında kalbimizi bıraktığımız yerlerden biri oldu Kalamaki ...
~~~~
Kalamaki ile ilgili daha fazla bilgi için tık,
daha fazla görsel içinse tık tık ...

Temmuz 16, 2009

Kalbim Ege'de kaldı; Şirince & Efes & Meryemana...

3000 km yol katettikten sonra hala başladığımız noktada değiliz tatil devam etmekte ama esas tatili maalesef ki Trilye'yle noktalamış bulunmaktayız...Nerelere mi gittik ???

Bartın ~~ Karabük~~Bayındır ~~ Selçuk ~~Şirince ~~Efes ~~ Meryemana ~~ Kuşadası ~~ Doğanbey ~~Didim ~~ Ilıca ~~ Alaçatı ~~ Çeşme ~~ İzmir ~~ Bursa ~~ Mudanya ~~ Trilye ~~Karabük ~~ Samsun olmak üzere sürekli bir konar göçer ve bolca yüzer vaziyetteydik :))

Karabükten 10 saatlik yolculuk sonrasında Bayındır önce Bayındır da bir gece arkadaşlarımızda konakladıktan güzel zaman geçirdikten sonra ertesi gün Selçuk'tan 8 km mesafede dar ve virajlı bi yolun ardından Şirince'yle gezer , fotoğraf çeker ve tabii bolca şarap tadar duruma geçtik :)) Meyve şaraplarını denemenizi şiddetle tavsiye ederim alkol oranı yüksek olanlar daha bi şarap keyfi veriyor Karadut ve vişneyi kesinlikle deneyin :)) Onun haricinde Şirince çok farklı gelmedi bana Amasya ya da Safronbolu çok daha etkileyici ama o kadar yol gitmişken görmeye gezmeye değer ...
2.durağımız Efes antik şehri müze kartlarımız sayesinde sıra bekleyenlerin yanından keyifle geçerek ve tamamı mermerden yapılma şehre ya da başka bi zaman dilimine geçtik muhteşemm ve çok heybetli kesinlikle görülmeye değer ...

Önce tiyatroyu gezdik ardından da tüm haşmetiyle Celsius kütüphanesi karşıladı bizi... Roma dönemi yapılarından en güzeli....Hem kütüphane, hem de mezar anıtı kendileri ... Efes valisi Celcius öldüğünde, oğlu güzel bir lahit ve mezar odası yaptırdıktan sonra, bunun üzerine bir kütüphane inşa ettirmiş. MS.135 yılında; Dışarıdan, iki katlı, içten 15 m. yüksekliğinde tek bir salondan oluşuyor. Salonu çevreleyen 3 katlı galerilerde, duvarlara serpiştirilmiş pencerelerden, içeriye, gün ışığı süzülüyor. Antik dünyanın; üçüncü büyük kütüphanesi. İnşaatı: 18 yıl sürmüş. 12 bin kitaplık kapasitesi var.Roma mimari özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu; devrinin en güzel örnekleri arasında yer alıyor. Ön cephe kolonları arasında yer alan 4 kadın heykeli; akıl, kader, ilim ve erdem öğelerini simgeliyor. Bu heykellerin orjinalleri; bugün Avusturya-Viyana Müzesinde sergileniyormuş .Bize; çaldıkları heykellerin, birer örneğini verme lütfunda bulunmuşlar... Burada gördüğünüz heykeller, maalesef ki inanması güç ama orjinallerinin kopyalarıymış ... Kentin içinde epey dolaştık fotoğraf çektik muhteşem yapılar var ahh dedik ne hoş olurdu harabe olmasalardı o hallerini görebilseydik...

Efes'den ayrılıp Meryemana evi 'ne gittik tek şerit virajlı ve bol manzaralı bir yoldan ...Hz. İsa çarmıha gerilmeden kısa bir süre önce, annesini arkadaşı ve havarisi olan St. Jean'a teslim etmiş. Havari Jean da İsa’nın göğe yükselişinden 4 ya da 6 yıl sonra, Kudüs'te bırakmayı sakıncalı bulduğu Hz. Meryem'le birlikte Efes'e gelerek hristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi üstlenmiş. Hz. Meryem'i kent halkından saklayarak Bülbül Dağı'ndaki bir evde gizlemiş. Hz, Meryem’in ömrünün son günlerini, Vatikan tarafından da kutsal ilân edilen Meryem Ana Evi’nde geçirdiğine inanılmaktaymış.19. yüzyılda, daha önce hiçbir zaman Efes civarına gelmemiş olan Catherine Emmerich isimli bir alman rahibenin çevresindekileri şaşkınlık içinde bırakan detaylı Meryem Ana Evi tasvirleri üzerine civarda kazılar başlatan ekipler, temelleri 1. yüzyıldan olduğu tahmin edilen 4. yüzyıl yapısını gün ışığına çıkarttmışlar .Oldukça ilginç ve ruhani bir mekan...






LinkWithin

Related Posts with Thumbnails