
Şablon değişikliği yapmadan yedekleme yapmak lazımmış...
Lazımmış ki okuduğun kitaplar , izlediğin filmler , takip ettiğin bloglar uçup gitmesin ve sen kara kara düşünmeyesin...
d.n.... Fotoğraf Mudanya sokaklarından ...
Gezdiğimiz son antik yapı Didim Apollon Tapınağı...Tapınakta bulunan yılan saçlı Medusa nın bakışları bile ürkütücü ...
Didim'in en önemli sembollerinden biri Medusa ; Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona' dan biriymiş. Bu üç kız kardeşten yalnızca yılan saçlı Medusa ölümlü ve kendisine bakanları taşa çevirme güçüne sahipmiş. Bu sebeple Antik dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak için Medusa kabartmaları ve resimleri kullanılmış.
Tatil günlüğü yazmak sonradan olunca pek bi keyifli aynı zamanda da hüzünlüymüş tatil bu özlenmez mi özledikçe de keşke şimdi orda olsam denmez mi ? Daha yaz bitmeden deniz sezonunu henüz 2 gün önce kapamışken bu özlem erken diil mi ? Gerçi yazı bitirdik ve sonbahara girdik di mi ? Benim aklım hala yazda oysa ki ...
Neyse yazı özlemeyi bırakıp gelelim tatil günlüğü yazmanın keyifli yanına hatırlamak güzel şey... Hımm nereye gitmiştik gezdiğimiz antik kentin adı neydi ??
Efenim görmüş olduğunuz ilk dört fotoğraf Priene antik kentinden Athena tapınağı ve Helenistik tiyatro olmakla birlikte çok etkileyici yapılardır kendileri...
Hellenistlik Tiyatro Ön sıra orkestranın çevresine aralıklarla dizilmiş rahipler için ayrılmış beş adet mermer onur koltuğundan oluşmuş. Beşinci sıranın ortasına sonradan önemli kişilerin oturduğu bir loca yerleştirilmiş. Protokol o zamanlardan beri varmış demek olmaz mı....
Priene den Miletos a doğru ilerlerken fark ettiğimiz Doğanbey köyünden bir kare...
Vee bizi şaşırtan Miletos daha başka daha gösterişli bi antik kentti beklediğimiz ama gezgin umduğunu diil bulduğunu gezer di mi :))
Günümüzden 2000 yıl önce Söke ovası tamamen bir deniz, Bafa gölü de bir koy şeklinde imiş. Milet, Priene ve Didimse deniz kenarında birer kentmiş. Büyük Menderes Irmağı ( Maiandros ) zamanla taşıdığı alüvyonlar ile; ilk önce Priene önündeki denizi daha sonrada Milet ve Lade Adası'nı da içine alan tüm bölgeyi doldurmuş. Aynı dönemlerde Efes' de deniz kenarında iken, zamanla ön tarafı dolarak günümüzde ki halini almış.
Milet ismi mitolojik açıdan Apollon ile ilgiliymiş. Apollon ile Girit Krali Minos'un kızı Akakallis; Akakallis'in üç çocuğundan biri olan "Miletos"a, Minos'un kötülük yapmaması için dağa bırakmış. Çocuğa kurtlar bakış.
Milet M.Ö. 7. ve 6. yy.da en parlak dönemini yaşamış. Milet'liler özellikle M.Ö. 6. yy.da deniz ticaretini ele geçirmelerinden sonra Akdeniz ve Karadeniz'de kurdukları koloniler sayesinde etkinliklerini çoğaltmış ve zenginleşmişler. Giderek Milet, İyon dünyasının başkenti haline gelmiş.
"Plinus"un bildirdiğine göre Milet Kenti yaklaşık olarak 90 koloni kurmus. Bunların arasında "Sinop", "Trabzon", "Giresun" gibi şehirler varmış. Milet "LADE DENIZ SAVAŞINA" 80 gemi ile katılmış, tüm donanmasını yitirmiş ve kazanan Persler, M.Ö. 494'de kenti ve beraberinde Apollon Mabedini yakıp yıkmışlardır...
Yazmadıkça yazmak zor gelir oldu ama bi yerden de başlamak lazım dedim eski yazdıklarıma baktıkça imrendim kendi kendime sonradan dönüp yazdıklarımı okumak keyifli bi yerde yeniden yaşamak gibi epeydir okuduklarımı yazmadığımı fark ettim istediğim kadar olmasa da okuyorum oysa ki :))
Öyle bir geçer zaman ki :)) 2 ay önce yaptıklarımı anlatmak bugüneymiş ... Yukarıdaki ev benim favorim hatta benim olmasını istediğim ev bayıldım kendilerine :))
Fotoğraflar Doğanbey köyünden Kuşadasından Didim e giderken çıktı karşımıza Eski Rum köyü tabelalarını görünce meraklandık ve takip ederek ulaştık ki gördüğümüz manzara karşısında da iyiki dedik gitmişiz...
Son derece sakin sessiz kendi halinde bi köy eski evler mevcut bolca, bi kısmı restore edilmiş bi kısmıysa yeni sahiplerini beklemekte,tam kafa dinlemelik hatta belki bişeyler yazıp çizmelik,ilham kaynağı...
Mavi pencere ve kapılara evlerin balkonlarından sarkan pembe çiçeklere sessizliin içindeki kuş seslerine bayıldım ...
1924 yılından itibaren gerçekleştirilen mübade ile kendi vatanlarına giderken, onların yerine Balkan Ülkeleri'nden Türkler getirilip yerleştirilmiş, yokluklar içinde gerçekleştirilen bu zorunlu göç kendi başına bir dram ve bu olaylara ev sahipliği yapan eski adıyla Domatia yeni adıyla Doğanbey ise yaşananların sessiz tanığı olmuş...
Selamm...
3000 km yol katettikten sonra hala başladığımız noktada değiliz tatil devam etmekte ama esas tatili maalesef ki Trilye'yle noktalamış bulunmaktayız...Nerelere mi gittik ???
Karabükten 10 saatlik yolculuk sonrasında Bayındır önce Bayındır da bir gece arkadaşlarımızda konakladıktan güzel zaman geçirdikten sonra ertesi gün Selçuk'tan 8 km mesafede dar ve virajlı bi yolun ardından Şirince'yle gezer , fotoğraf çeker ve tabii bolca şarap tadar duruma geçtik :)) Meyve şaraplarını denemenizi şiddetle tavsiye ederim alkol oranı yüksek olanlar daha bi şarap keyfi veriyor Karadut ve vişneyi kesinlikle deneyin :)) Onun haricinde Şirince çok farklı gelmedi bana Amasya ya da Safronbolu çok daha etkileyici ama o kadar yol gitmişken görmeye gezmeye değer ...
2.durağımız Efes antik şehri müze kartlarımız sayesinde sıra bekleyenlerin yanından keyifle geçerek ve tamamı mermerden yapılma şehre ya da başka bi zaman dilimine geçtik muhteşemm ve çok heybetli kesinlikle görülmeye değer ...
Önce tiyatroyu gezdik ardından da tüm haşmetiyle Celsius kütüphanesi karşıladı bizi... Roma dönemi yapılarından en güzeli....Hem kütüphane, hem de mezar anıtı kendileri ... Efes valisi Celcius öldüğünde, oğlu güzel bir lahit ve mezar odası yaptırdıktan sonra, bunun üzerine bir kütüphane inşa ettirmiş. MS.135 yılında; Dışarıdan, iki katlı, içten 15 m. yüksekliğinde tek bir salondan oluşuyor. Salonu çevreleyen 3 katlı galerilerde, duvarlara serpiştirilmiş pencerelerden, içeriye, gün ışığı süzülüyor. Antik dünyanın; üçüncü büyük kütüphanesi. İnşaatı: 18 yıl sürmüş. 12 bin kitaplık kapasitesi var.Roma mimari özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu; devrinin en güzel örnekleri arasında yer alıyor. Ön cephe kolonları arasında yer alan 4 kadın heykeli; akıl, kader, ilim ve erdem öğelerini simgeliyor. Bu heykellerin orjinalleri; bugün Avusturya-Viyana Müzesinde sergileniyormuş .Bize; çaldıkları heykellerin, birer örneğini verme lütfunda bulunmuşlar... Burada gördüğünüz heykeller, maalesef ki inanması güç ama orjinallerinin kopyalarıymış ... Kentin içinde epey dolaştık fotoğraf çektik muhteşem yapılar var ahh dedik ne hoş olurdu harabe olmasalardı o hallerini görebilseydik...
Efes'den ayrılıp Meryemana evi 'ne gittik tek şerit virajlı ve bol manzaralı bir yoldan ...Hz. İsa çarmıha gerilmeden kısa bir süre önce, annesini arkadaşı ve havarisi olan St. Jean'a teslim etmiş. Havari Jean da İsa’nın göğe yükselişinden 4 ya da 6 yıl sonra, Kudüs'te bırakmayı sakıncalı bulduğu Hz. Meryem'le birlikte Efes'e gelerek hristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi üstlenmiş. Hz. Meryem'i kent halkından saklayarak Bülbül Dağı'ndaki bir evde gizlemiş. Hz, Meryem’in ömrünün son günlerini, Vatikan tarafından da kutsal ilân edilen Meryem Ana Evi’nde geçirdiğine inanılmaktaymış.19. yüzyılda, daha önce hiçbir zaman Efes civarına gelmemiş olan Catherine Emmerich isimli bir alman rahibenin çevresindekileri şaşkınlık içinde bırakan detaylı Meryem Ana Evi tasvirleri üzerine civarda kazılar başlatan ekipler, temelleri 1. yüzyıldan olduğu tahmin edilen 4. yüzyıl yapısını gün ışığına çıkarttmışlar .Oldukça ilginç ve ruhani bir mekan...