Temmuz 22, 2008

Çocukluğumuzun Çizgileri !!!

Hep gelir geçerken görür merak eder aaaa bizim çocukluğumuzun kahramanları der şimdiki çocuklara imrenirdim.Adana dan gelen kuzenim ve onun ufaklıklarla gittik ama biz onlardan çok eğlendik adeta çocukluğumuza döndük :)))
Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler,Gargamel Azman ,Şirine Şirin Baba Uykucu hatta kulübenin içinde çizgi filme dahil olmak isteyen misafir bi köpek bile vardı....
Ve fark ettik ki burdakiler şimdiki çocukların pek kahramanı diil...Aaaa bak Keloğlan gel fotoğrafını çekiim deyince bizim canavar ben öyle abuk sabuk şeylerle fotoğraf çektirmem demez mi ....Pembe Panter ,Sevimli Hayalet Casper,Pinokyo, Pinokyo nun babası Geppetto,hangi masala ait olduğunu anlayamadığımız prenses...
Örümcek adamla birlikte onun işaretini yapmayı ihmal etmeyen Ekim,minik kulübelerden çıkmak istemeyen Eylül hangisine koşacaklarını bilemediler... Eşeğine ters binen Nasrettin Hoca,Hacivat ve Karagöz...
Red Kit sahnesine biz de dahil olduk biraz daha dursak yeni bi bölüm bile çekebilirdik :)))Red Kit ,Dül dül ,Daltonlar ,Rin tin tin....
En favori fotoğrafı en sona sakladım nasıl ama yeni Daltonlar yakalar yakalamaz hemen fotoğraflarını çektim ,bi çizgili pijamaları eksik :)))

Temmuz 14, 2008

Amasya 'da ufak bi gezinti!!!

Selammm...
Her zaman aklımızda olan Amasra ya gitme gezme kalma fikrini sonunda gerçekleştirebildik...
Samsun a gelirken bi anda gelişen fikir gerçeğe dönüştü ve kendimizi Amasya da bulduk...
Ve neden daha önce yapmamışız diye de pişmanlık yaşamadık diil...Adeta müze kent şeklinde tarihle doğayla iç içe çok ama çok beğendik...

Amasya, Yeşilırmak Vadisi’de antik İpek Yolu güzergahı üzerinde bulunan Anadolu’nun en güzel kentlerinden biri olma özelliğini taşıyor.
Arkeolojik araştırmalarla elde edilen bulgularda M.Ö. 5500 yıllarına dayanan 7500 yıllık bir kültür birikimine sahip Amasya, Kalkolitik Çağ, Tunç Çağı, Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı kültürlerinde yerleşim bölgesi olduğu için, açık müze-kent görünümüne sahip illerimiz arasında ..

Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.


Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir'e suyu getir, Şirin'i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir.
Ferhat'ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde.


Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat'ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda.


Ferhat'ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat'ın yanına.


Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. iki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için.

Dünyanın İlk Coğrafyacısı: STRABON


Ünlü coğrafyacı ve tarihçi Strabon (M.Ö. 63) Amasya'da doğmuştur. Varlıklı bir aileden olduğu için iyi bir öğrenim görmüştür. Amasya'dan ayrılıp Nil boyunca gezmiştir. Daha sonra Roma şehrinde uzun yıllar geçirmiştir. Bu gezintilerinde tarih, coğrafya, felsefe konularında çalışmış, bilgi toplamış ve eserlerini yazmıştır. Amasya'ya dönmüş ve ve hayatının geri kalan 26 / 27 yıllık kısmını "benim memleketim" dediği Amasya'da geçirmiştir. M. S.26 yılında burada ölmüştür.


Tarihle ilgili 43 kitaptan oluşan eserinden geriye çok küçük bölümler kalmıştır. En ünlü eseri o dönemin bilgisine göre dünya coğrafyasını anlattığı "Coğrafya"dır (Geographika). Dünyanın ilk coğrafyacısı olarak da bilinen Strabon'un bu ünlü eseri bir çok dile çevrilmiştir.
Strabon'un yazdığı eser sadece bir coğrafya kitabı olmayıp, aynı zamanda miladın başlarındaki eski çağ dünyası hakkında bilgi veren bir ansiklopedi, bir tarihi coğrafya veya coğrafyanın felsefesidir.


STRABON'un Amasya Hakkında Yazdıkları
"... Benim şehrim; içinde İris (Yeşilırmak) nehrinin aktığı geniş ve derin bir vadide kurulmuştur. İnsan emeği buraya hem şehir hem kale karakterlerini çok iyi şekilde sağlamıştır. Çünkü burası çok yüksek ve sarp kaya olup dimdik nehre doğru iner. Ve nehir etrafından şehrin kurulmuş olduğu yerde sahilde bir duvar ve her iki tarafta da sivri tepelere doğru uzanan duvarlar vardır. Bu tepeler iki tane olup tabii bir şekilde muhteşem bir kule gibi yükselmektedirler. Bu çevre içinde kralların hem sarayları hem de mezar anıtları bulunur. Her ne kadar şimdi bir eyalet ise de Amaseia (Amasya) bir zamanlar krallara aitti..."

Amasya, Osmanlı sultanlarının birçoğunun şehzadelik dönemlerini yaşadığı, Osmanlı’yı Cumhuriyet’e taşıyan değerlerin yetiştiği, Ulusal Kurtuluş Savaşında milli iradenin oluştuğu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yeniden yapılanma kararlarının alındığı, Cumhuriyet’e giden ışıklı yolun başlıca kilometre taşı ve en önemli yazılı belge niteliğindeki Amasya Tamimi’nin yayımlanarak, “milletin istiklalinin tamamen milletin azim ve kararına bağlı olduğu”nun vurgulandığı önemli bir yerleşim merkezi .... Amasya Kalesi eteklerinde düz bir duvar misali dikine uzanan kalker kayalara oyularak yapılmış olan 5 adet mezar, yapıları ve mevkileri itibariyle ilk bakışta dikkati çekmektedir. Çevreleri oyularak ana blok kayadan tamamen ayrılmışlar ve kaya bloklarına merdivenlerle bağlanmışlardır. Vadi içerisinde irili ufaklı toplam 18 adet kaya mezarı bulunmaktadır. Strabon'a göre kaya mezarları Pontus krallarına ait.

Amasya'nın tarih kokan sokaklarında zamanın nasıl geçtiğini anlamak mümkün değil. Şehir , belirgin bir şekilde Osmanlı izlerini taşımakta. Ancak şehrin neresinde başınızı çevirseniz karşınızda Kral mezarları ... Yamaca tırmanmayı gözümüze kestiremediğimiz için bi sonraki sefere diye erteliyoruz .

Yeşilırmak kenarındaki tarihi evlerin pek çoğu restore edilmiş otel pansiyon cafe restoran şeklinde kullanılır durumdalar...Hafta sonu olup rezervasyonsuz gittiğimiz için zor bulduğumuz ama memnun kaldığımız pansiyonun dışardan ve içerden görüntüsü...
Tarihi evlerin arasında kaya mezarlarının hemen altında şirin turistik bi çarşı ...Elmalı,kral mezarlı tarihi evlerden oluşan magnet ler ve her çeşit hediyelik eşya bulabilirsiniz...

Biz gelip geçerken artık hep uğrar Amasya nın kıyı boyunda tarihi evlerin arasında dolaşırız diyoruz size de tavsiye ederiz....

Haziran 28, 2008

Yaşasın Tatilll !!!

Selammm...
Yaşasın tatil diyen genelde öğrenciler olurdu ,daha doğrusu önceleri sadece öğrencilerin tatile sevindiğini zannederken ,öğretmen olduktan sonra anladım ki meğer öğretmenler öğrencilerden daha çok tatil istermiş te benim haberim yokmuş .... Offff nası bi cümle oldu bu şimdi :)) Neyse anladınız siz beni....

Evett yaşasın tatil diyen ben 1 buçuk ay içinde sadece 3 gün okula gitmekle aslında çok daha önnce tatile başladım ama psikolojim henüz başlamamış meğer ki bugün artık kesin tatil....

Yarın itibarı ile Bartın dan uçuyorum bu yaz tatil planları biraz karışık hep önceden planlanıp gerçekleştirilen tatiller bu yaz sekteye uğradı oysa ne güzel Yunan Adaları planlarımız vardı ,kısmet başka bi yaza kaldı....

Şimdilik planlar daha çok okumayla ilişkili,yukarda gördüğünüz kitaplar hep okumak isteyip te bi türlü elime alamadıklarımdan bi demet umarım bu yaz okunacaklar ,bunun yanı sıra Diriliş ve listemde daha pek çok kitap beni bekliyor...

Birde hevesle arkadaştan alınan 60 dakikadan 70 derslik bi İngilizce seti beni bekliyor ki bakalım bu sefer azimliyim hatta azimliyiz eşimi de heveslendirip daha bi şevkle çalışıcizzz....

Durumlar budur blog sayfamla arada da olsa haşır neşir olmaya blog yazarlarını okumaya takip etmeye fırsatlar yaratılacaktır tarafımca ...

Eeee şimdilik budur ,herkese çooook keyifli tatiller dilerim...

Haziran 27, 2008

Adam Fawer ' dan Empati !!!


'' İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur,ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz. ''
~~ Maya Angelou ~~
Bol güneş altında bi çırpıda okunan sonrasında dönüp bakılan akılda kalıcılığı pek bi kısa olması muhtemel bi kitap... Okuduğum bi kitabından etkilendiğim yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum fakat aynı tarz kitapları üstüste okuyunca da sıkılıyorum...
Aslında konu fena değil tabii ki Olasılıksız daha etkileyiciydi ama Empati de fena bi kitap sayılmaz ama gereksiz uzatılmış bence aynı tema 400 sayfada da çok güzel sıkıcı olmadan anlatılabilirdi...Başlangış ve sonuç uzun tutulmuş 100 sayfa okuduğumda eeee yani konu ne diye soruyodum kendime :))
Üstün yetenekleri olan genç beyinler kendileri gibi olan öğretmenleri tarafından keşfediliyor daha sonra yetenekleri öğretmenlerini aşıp kötü niyetli kişilerce de farkedilip kullanılmak isteniyor .Önce iyi niyetli bi girişim zannediliyor fakat gerçekler erken fark edilip kimi kaçıyor kimi yeteneklerinden arındırılıyor ya da öyle zannediliyor...
Kurgu güzel ,sonuçta insanın aklında şüphe kalmıyor her soru işareti cevaplanıyor,ben detaydan sıkılmam önemli olan hissettiğim heyecan ,başkasının aklını okumak nasıl oluyomuş başkasının yaptıklarına yön vermek ne hoş olur derseniz okuyun derim...

Haziran 25, 2008

Güzelcehisar'dan !!!

Güzelcehisar....Bartın a sadece 17 km olmasına rağmen İnkumu gibi Amasra gibi taş binaların egemenliğine girmemiş son derece doğal şirin mi şirin minik bi koy....
Bartın dan İnkumu güzergahını izleyerek 15 km sonra sola ayrılan 2-3 km lik dar ama süper bi manzarayla ilerleyip bu sakinliğe ulaşıyoruz...
Doğal haliyle kalmasının en büyük sebebi Lav sütunları sebebiyle sit alanı olması....
Güzelcehisar Lav Anıtları dünyada ender bulunan doğal oluşumlardan...
Kuzey İrlanda İskoçya ve Kaliforniya da bulunan Lav sütunları koruma altına alınarak ve de tanıtımı yapılarak dünyanın dört bir yanından gelen turisti ağırlamakla birlikte biz yine pek çok değerimizi tanıtamadığımız gibi Güzelcehisar ı da herkes den adeta saklıyoruz...

Güzelcehisar da günü birlik piknik alanları çadır kampları pansiyonlar gelenleri karşılayıp çok da güzel ağırlıyor miss gibi pırıl pırıl bi deniz Akdeniz ve Ege yi bile aratmıyor...
Gün batımı na genellikle yunuslar da eşlik ederdi ama bugün yoklar ....
Çoğunlukla tercih ettiğimiz piknik alanından... Mangalınızı yapabilir, çayınızı içebilir,çiçeklerin arasında huzur bulup denizin keyfine doyasıya varabilirsiniz....

Bartın da deniz = Güzelcehisar derim ben....

Haziran 19, 2008

Hamlet ve Ofelya !!!


Mutfakta fazla kalmadığım yenilikler yapmadığım kısa geziler de daha önce paylaştığım yerlere olduğu için blog sayfaları kitaplara kaldı....

Shakespeare in karakterlerinden biri Ofelya ...Açık söylemek gerekirse hep duymuş olmama rağmen ne Hamlet le ilgili ne de Ofelya ile ilgili bilgi sahibi değildim fakat artık biliyorum kitabı okuduktan sona biraz da araştırdım :))

Lisa Klein, Ofelya’nın şu ana kadar ki yorumlarından hiç memnun olmadığından ve Shakespeare de daha güçlü kadın karakterler yazmak için hayatta olmadığı için , Ofelya’nın hikâyesine yeni bir can verme görevini kendisi üstlenmiş. Shakespeare’in ünlü trajedisinin bu yeni uyarlamasında başrolü Ofelya oynuyor. ....

Annesinin o doğarken ölmesi ile babası ve erkek kardeşi ile babasının sevgisinden uzak erkek çocuğu gibi büyüyen Ofelya babasının Elsinore kalesine kralın yanına girişiyle kraliçenin dikkatini çekiyor ve gerek zekası gerek güvenililiğiyle Gertrude nin gözde nedimesi konumuna yükseliyor...

Güzelliğinin yanı sıra bilgiye susamış ve hazırcevap biri olan Ofelya, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bir sarayda güç kazanmanın yollarını öğreniyor. Büyüleyici, esmer prens Hamlet’in dikkatini çekince aralarında gizli bir aşk filizleniyor. Ama kötülük, çok geçmeden Danimarka’yı bir delilik yuvasına çeviriyor ,kral öldürülüyor ve yerine kötülük timsali olan kardeşi Claudius geçiyor ve aradan 2 ay geçmeden kraliçe ile evleniyor.Hamlet annesinin ve amcasının yaptıklarından ve babasının hayaletini görmesi üzerine gözü intikamdan başka bir şey görmüyor ve Ofelya’nın mutluluğu parçalanıyor. Sonunda Hamlet’e olan aşkı ve kendi hayatı arasında bir seçim yapması gerekiyor Ofelya’nın. Çaresizlik içinde, Elsinore’dan sonsuza kadar –çok ama çok tehlikeli bir sırla birlikte– kaçmak için çok da güvenilir olmayan bir plan yapıyor.

Planında tüm güçlüklere rağmen Hamlet in güvendiği tek dostu Horatio nun yardımlarıyla başarılı olup Fransa da St Emilion Manastırına gidiyor ve Horatio dan kardeşi ve Hamlet in birbirlerini öldürdüğünü kral ve kraliçenin de öldüğünü ve Danimarka nın Noveç kralı Fortinbras tarafından ele geçirildiğini öğrenip bi kere daha yıkılıyor . Yaşamını St Emilion manastırında oğlu Hamlet le birlikte güven içinde sürdürerek geleceğin Danimarka prensi ile birlikte Danimarka ya uzaktan bakıyor....

Etkileyici......

Haziran 18, 2008

Karadeniz'in çalışkan kadınları için ; Sarı Yazma!!!

Seviyorum yazarları kendi anlatımlarıyla okumayı , yazarın hayatıyla birlikte bir döneme tanık olmak yaşananları görmek etkileyici kendimi o zaman dilimindeymiş gibi hissediyorum...

Sarı Yazma da Rıfat Ilgaz la birlikte o dönemi yaşamış oldum adeta Cide de doğup büyüdüğü yerleri gezerken , ordan babasının tayini sebebiyle Terme ye gittiğinde ben de vardım sanki ,öğretmenliği ,hastane dönemleri ,cezaevleri hepsinde yanındaydım...dönemin güçlükleri çekilen yokluklar yaşamın ne zor olduğu her birine kitapta tanık oluyosunuz onunla birlikte yaşıyosunuz....

Kitap yazarın yıllar sonra memleketi olan Cide de geriye dönüp yaşadıklarına bakması ile başlıyor ve başladığı yerden de yazmaya devam ediyor,çok zor şartlarda geçen çocukluğu,anne baba ve kardeşleri ile ilişkileri ,babasının ölmesi ile ideaallerinden vazgeçip öğretmen okuluna gitmesi okul yaşantısı boyunca öğretmen ve arkadaşları ile yaşadıkları dönemin zorluklarına rağmen aşık oluşu yaşayamayışı...

Sonrasında öğretmen oluşu çok çabuk evlenmesi bi kızının olması adından daha da çabuk ayrılışı,kızını yıllar sonra görmesi tabii ki tanıyamaması...

Sonra eski hayali olan ünv.okuması edebiyatçı oluşu tekrar evlilik bu arada yakalanılan dönemin en önemli hastalıklarından olan verem sebebiyle defalarca yatılan senatoryumlar evden uzak kalmalar iki çocuğunu hastalık sebebiyle görememesi tekrar ayrılık...

Kurulan ve defalarca kapatılan dergiler edebiyat dünyasının en önemli sanatçılarıyla yaşanan dostluklar idealleri uğruna defalarca yatılan cezaevleri ama her şeye karşın düşüncelerinden vaz geçmeme he şeyi ık bi dille söyleme yazma ,dönemin yasakçı zihniyetine başkaldırı...

Rıfat Ilgaz ın yaşamıyla birlikte bir dönemi anlatıyor sarı yazma ve bi yazarın ne kadar çok zor yetiştiğini ne kadar zor şartlarda yaşadığını,ne kadar yokluk çektiğini ama hiçbir zorluğun onu yazmaktan alıkoyamadığını hayatını adeta yazmaya adadığını, yazmanın belki de çocuklarından bile önce geldiğini hiçbir şey için düşüncelerinden şaşmadığını,her zaman toplumdan fakirden yana olduğunu ...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails