Eylül 16, 2008

Dondurmam Şeftaliii !!!

Evett kabul ediyorum uzun zamandır yeni bişeylerr denememiştim ... Bugün şöyle bi bloglar arası gezintiye çıktım ki Serap la turuncu lezzetler de işte bu turuncu lezzetle karşılaştım ve hemen denemeliyim dedim ...

Bayıldık bayıldıkkk...

Dilediğimizce şeftaliyi alıp soyup ikiye bölüp üzerlerini bir yemek kaşığı şekerle kapatıp üzerine de 1 çay bardağı su döküp aleminyum folyoyla da güzelce örtüp önceden ısıtılmış fırında 200 derecede 40 dk pişirip soğuduktan sonra üzerini ceviz ve dondurmayla süsleyip hıımmm hımmmm hımmmm sesleri arasında afiyetle yiyoruz şeftali mevsimi kaçmadan bu lezzeti yakalayınnn...

Eylül 15, 2008

Deniz,Kum ; Kurt Seyt & Shura & Murka !!!



Harika bi hafta sonu ... Seviyorummmm; denizi,güneşi ,gezmeyi,kumsalı ,kumlarda yürümeyi ,uzanmayı ama en çok da kumsalda uzanıp kitap okumayı...

Hele hele de boş tek tük insanların olduğu kumsalın tek edildiği dönemlerde o sakinliğin huzurun içinde kitap okumayı...

Güneş önce pırıl pırılken bi anda ortaya çıkan kara bulutlar ve rüzgar cumartesi bu keyfe izin verse de pazar yeter bu kadar keyif dedi ve maalesef biz de bu yıl için deniz keyfini noktalamış olduk...
Uzun zamandır bu kadar etkisinde kaldığım kitap olmamıştı.O kadar etkileyici ve sürükleyiciydi ki 513 ve 540 sayfalık iki kitabı 5 gün içinde bitirdim...
Cumartesi bitirdim pazar hala etkisindeydim... Kitaptaki tüm olayların gerçek oluşu ise daha bi anlam katıyor...
Kurt Seyt büyük aşkı Shura ve karısı Murka kesin kesin okuyun derim ... En etkileyici kısım...
~~~~ ~~~~~~
''... Ya Shura ? Sevgili Shura .Beraber çektikleri onca sıkıntı ,yeni bir yaşamı sıfırdan başlatma mücadelesinde,birbirlerinin aşklarında tedavi buldukları güzel sevgili ne olmuştu ? Onu nasıl bindirmişti o Paris vapuruna ,bir başka erkeğe teslim edip ? Tanrım ! Deliydi bu hayal görüntüdeki genç. Evleniyordu,Mürvet denilen küçücük İstanbullu kızla .Daha akşamları masal anlatıyor arkadaşlarına küçük kız.Henüz on beşinde .Shura da sadece on altı değil miydi onun aşkını tanıdığında ? Ama öyle farklılardı ki ...
~~~~ ~~~~
Kurt Seyt: Mirza Eminof'un oğlu olarak servet ve ünvanla doğmuştu. Yakışıklıydı, hırslıydı, cesurdu. Çar Nikola'nın Muhafız Alayında genç bir Üsteğmen oluşu onu Bolşeviklerin ölüm listesine dahil etmişti. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal'in Kuvay-i Milliyesine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Hayatına sıfırdan başlarken elinde kalan serveti sadece gururu ve aşkıydı.
.....
Shura: Tchaikovsky nağmelerinin romantizmi ile sarılmış karlı bir Moskova gecesinde, henüz onaltısındayken saf güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyit'in dünyasına girdi. Ailesinin ünvanı, serveti onun da ülkesinde kalmasına yardımcı olamadı. Sevdiği erkekle atıldığı bu macerada bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıtılar.
.....
Murka : Kurt Seyt in hayatının bir başka perdesi kıskançlıkları fedakarlıkları ağlamaları .Kapanan sınırların birleştirdiği iki insanın, aşklarına rağmen aşamadıkları yalnızlığı ve anlaşmazlığı, gururun sevgiyi yoran inadını ve kaderin ne kadar acımasız olabildiği...
.....
Hüzünlü hem de çooook.....

Eylül 14, 2008

Tatildennn ; Haala Sinop !!!

Kale den ve sahilden akşam üzeri kareler...
Pervane Medresesi....
Yine kaleden gündüz görüntüleri,Burç kafe çok hoş gece canlı müzik püfür püfür esen ve yıldızların altında '' benim gönlüm sarhoştur '' misali ...
Sol alt kütüphane ne kadar hoş di mi ??? Diğerleri sahildeki parktan...
Ayancık....

Etnografya müzesi beğendik ama yetkililer pek de sıcakkanlı diil di demeden geçemedim...
Sinop gecesi gündüzü midyesi ,mantısı, doğası ,denizi , balığı, tiridi ,rüzgarı dalgası çok keyifli ve lezzetliydi :))))

Eylül 04, 2008

Tarihi Sinop Cezaevi !!!

Bolca hüzün, korku ,ürperti, acıma, üzüntü, kızgınlık gibi pek çok duygu dolaştı durdu koridorlarda bahçede dolaşırken aklımın köşelerinden...
Cezaevi adeta açık hava müzesi görünümünde ama çok da bakımsız maalesef ki her yerde var olan değer bilmezlik burda da mevcut...
Hapishaneyi çevreleyen iç kalede 11 adet burç mevcut .... Burçların yüksekliği 22 metre ve surların yüksekliği ise 18 metre imiş ...Yani kaçmak imkansızzz... 3 metre kalınlığında olan surların üzerinde iç kaleyi bir uçtan bir uca kadar gezebilme imkanı veren yollar muhafizların gezi yolu olarak kullanılmış...Gözetleme kuleleri etkileyici orda eli silahlı askerlerin bulunduğunu düşünmekse korku verici... Üzerlerinde değerli tarihi bilgiler bulunan kitabeleri ile bu gün sapa sağlam ayakta duran ve eski zindan özelliğini yitirmeyen ve bazıları kullanılabilir durumda olan Burçlar bu hali ile görülmesi gerekli kültür varlıklarımızdan... İç kaleyi oluşturan beden ve burçların yapımında Antik devir mimarisine ışık tutacak bol miktarda mimari parçalar kullanılmış...
Zindan çok ürkütücü bi insan nasıl olur da o şartlar altında yaşamış olabilir,düşündürücü...
Pek çok ünlü yatmış Sinop Cezaevinde... Koridorlarda dolaşırken sözlerini orda yatarken Sabahattin Ali nin yazdığı Aldırma Gönül yankılanıyor adeta kulaklarımda...
''... Dışarda deli dalgalar,
Gelip duvarları yalar,
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül aldırma...

Görmesen bile denizi,
Yukarıya çevir gözü:
Deniz gibidir gökyüzü;
Aldırma gönül, aldırma...''' sözle ne kadarda güzel anlatıyor cezaevini kimler kalmış neler yaşamış ne zor şartlarda ne zor günler geçirmişler diye düşünüp hüzünlenmemek elde diil...

En son kare hala çekimi devam etmekte olan Parmaklıklar altında dizisinin seti olark kullanılan ve özel hazırlanmış koğuş,çok renkli ...

Cezaevinin koridorlarında ,koğuşlarda,bahçesinde dolaşırken dışarda uçan kuşlar, ağaçlar ,çiçekler ,bahçede dolaşan kedi,dalgaların sesi bile farklı düşüncelere sevk ediyor insanı çok çoook hüzün verici...

Eylül 03, 2008

Tatildenn ; Hamsilos Fiyordu,Akliman,İnceburun !!!

Fiyordları ile ünlü kuzey ülkesi Norveç'i imrendirecek bir fiyord, Hamsilos...Hemen hemen eşi benzeri bulunmayan bir doğa yolculuğu...
Hamsilos fiyordunun öncesinde "Ak liman" adını taşıyan denizin içeri doğru haliç yaptığı olağanüstü bir doğa parçası var. Tekneler karşılıklı dizili, uyuyor gibi. Milli Park statüsündeki piknik alanında yemyeşil çimler ve ağaçların etrafına serpiştirilmiş banklı ahşap masaların yanıbaşına park etme imkanı bulunuyor. Hiç dalganın olmadığı, balıkçıların sakin ve ritmik bir biçimde ağları ayıkladığı bu cennette, insan fotoğraf çekmeye doyamıyor.Tabir yerindeyse 1 saat önce geçen teknenin izi hala duruyor...

Hamsilos, büyükçe bir göl görünümünde denize açılan bir geçiş kanalı var ve merak uyandırıyor. Çevresi yemyeşil, yamaçlar ağaçlarla kaplı ve piknik alanı, gün doğumundan gün batımına kadar güzel. Fiyordların oluşumu: Fiyordlar, dağların yamaçları arasında karanın içlerine uzanan ince uzun deniz kollarının, oyulan vadileri deniz suyuyla doldurmasıyla oluşuyor. Karadeniz'de dalgalar kıyıları sürekli döverken, kayalara vuran dalgalar kaya tabanını oyup üstte kalan bölümün çökmesine neden oluyor. Düşen parçalar yine dalgaların etkisiyle, akıntılarla küçülüp yayılarak denize taşınıyor ve bu şekilde kıyı şekilleri belirleniyor.

Türkiye'nin en kuzey noktası olan, Karadeniz kıyısındaki İnceburun...Sinop a geldiğimizden beri yer yer var olan sadece son gün görmediğimiz hırçın dalgalar burda da mevcut...Fenerleri hep sevmişimdir İnceburun feneri de çok etkileyici...

Hele Hamsilos gerçek bi doğa harikası insanın oturup dalgaları izlemesi o sesi duyması bile çok huzur verici ,fiyordun iç kısımlarında denize girenlere imrenmek de başka bi keyif...

Önce Akliman sonra Hamsilos ve sonra İnceburun diyerek ve sonunda da sakin sulara kendimizi bırakarak günü noktalıyoruz...


Eylül 02, 2008

Tatil'denn ; Gerze !!!

Selammm!!!!
Uzun bi aradan sonra döndüm ben,bol resim ve birikmişle,şimdi kara kara düşünülmekte o birikim nasıl aktarılacak bu sayfalara...
Sinop turumuzun ilk durağı Gerze'ydi minicik şirin mi şirin bi ilçe ...Karadeniz in azgın dalgaları var olduğu için gidişte olmasa da dönüşte ki yaklaşık 1 hafta sonraya denk gelir deniz in keyfine de varabildik Gerze de muhteşemdi :))

Tipik bi sahil kasabası Gerze biz çok sevimli bulduk sokaklarında dolaşmak bi tarafta denize girenleri görmek diğer tarafa geçince dalgaların dövdüğü kıyı sahilini izlemek sonrasında Sinop ta da bu manzarayla sıkça karşılaşıp hayran kalmak,çok hoştu...
Birbirinin benzeri olan minik evleri ,limana demirli sandalları,lila cafe yi,bizi çocukluğumuza götüren eski tip çocuk parkını,her yıl şampiyona göre renklerini değiştiren çeşmeyi çoooook sevdik.... Ama kıskançlıktan fotoğraflamadık :)))

'' Karadeniz Bölgesi'nin gezmeye görmeye değer, tarihi ve tabiat güzellikleri ile dolu olan Gerze ilçesi, antik çağlardan bu yana toplumlar tarafından yerleşme ve barınak yeri olarak seçilmiş. MÖ. 1400 yıllarında Gaşgalılar (Gasgaslar) tarafından küçük bir köy olarak kurulan şirin sahil ilçesi Gerze, daha sonra Paflagonya Devleti'nin eline geçmiş, sırasıyla da Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Büyük İskender, Roma ve Bizans İmparatorluklarının egemenliğine girmiş. 1214 yılında I.İzzettin Keykavus zamanında Selçuklu Devleti'nin hakimiyetine giren Gerze, bir ara Trabzon Rum İmparatorluğu'nun eline geçmiş, 1459 yılında da Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanmış. Kayıtlardan ilçenin eski adının Zagora, Gürzühatun, Savetova, Argibete olduğu anlaşılmaktadır, bilindiği üzere Paflagonyalılar Kızılırmak'ın batı yöresine mızraklılar ülkesi anlamına gelen Gezonolit adını vermişlerdir. Gerze adının buradan geldiği sanılmaktadır. '' diyor Gerze Feneri adlı site...
Bi sonraki yazıda ama en kısa zamanda görüşmek üzere :))

Temmuz 22, 2008

Çocukluğumuzun Çizgileri !!!

Hep gelir geçerken görür merak eder aaaa bizim çocukluğumuzun kahramanları der şimdiki çocuklara imrenirdim.Adana dan gelen kuzenim ve onun ufaklıklarla gittik ama biz onlardan çok eğlendik adeta çocukluğumuza döndük :)))
Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler,Gargamel Azman ,Şirine Şirin Baba Uykucu hatta kulübenin içinde çizgi filme dahil olmak isteyen misafir bi köpek bile vardı....
Ve fark ettik ki burdakiler şimdiki çocukların pek kahramanı diil...Aaaa bak Keloğlan gel fotoğrafını çekiim deyince bizim canavar ben öyle abuk sabuk şeylerle fotoğraf çektirmem demez mi ....Pembe Panter ,Sevimli Hayalet Casper,Pinokyo, Pinokyo nun babası Geppetto,hangi masala ait olduğunu anlayamadığımız prenses...
Örümcek adamla birlikte onun işaretini yapmayı ihmal etmeyen Ekim,minik kulübelerden çıkmak istemeyen Eylül hangisine koşacaklarını bilemediler... Eşeğine ters binen Nasrettin Hoca,Hacivat ve Karagöz...
Red Kit sahnesine biz de dahil olduk biraz daha dursak yeni bi bölüm bile çekebilirdik :)))Red Kit ,Dül dül ,Daltonlar ,Rin tin tin....
En favori fotoğrafı en sona sakladım nasıl ama yeni Daltonlar yakalar yakalamaz hemen fotoğraflarını çektim ,bi çizgili pijamaları eksik :)))

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails