Eylül 24, 2008

Bulutlardaki Manastır !!!

Maçka’da yeşilin kaç tonu vardır kim bilir? Çayırda başka, eğreltiotunda başka, mısır yaprağında başka, çam ağaçlarında bambaşka...
“Bizi yukarılara, gitgide yukarılara çıkaran yol bir türlü bitmek bilmiyordu. Sık ağaçların arasından tepeye tırmanıyorduk. İnce bir yağmur boşlukta asılı kalmış gibiydi. Tırmandıkça, yeşil bir elbiseden sarkan beyaz püsküller gibi yamaçlardan inip vadideki nehre karışan çağlayanların sesi daha az duyuluyordu. Bacak kaslarımızın yakınmaya başladığı bir anda, yeşil yaprakların aralandığı yerden manastırı gördük. Benim gördüğüm, bir manastır değil, taşta uyuyan bir düş, bir kaya ütopyası idi. Manastıra çıktığımda, şaşkınlığımın kanatlı atları gökyüzünün griliğine dağılıyordu. Kayaların karnına gömülmüş manastır kalıntıları, derin bir uçuruma bakıyordu. Yukarılardan, kayaların arasından manastırın içine sular damlıyor, değişik dinlerden insanlar ayazmadan su içip dilek diliyorlardı. Fresklerin bir bölümü, yıllar önce pasta gibi kesilip kim bilir nereye kaçırılmıştı Yirmi beş yıl önce, Maçka’da Sumela Manastırı’nı ilk görüşümde günlüğüme böyle yazmıştım. Tarsicio Succi da Verica’nın ‘Bulutlardaki Manastır’ olarak adlandırdığı Sumela Manastırı’nın ilk bölümlerinin Bizans İmparatoru Justiniaus tarafından yaptırıldığı söylense de elde kesin bir bilgi yok. Ama, 1340’da Trabzon İmparatoru Alexios Komnenos taç giyme törenini kayalara bir taç gibi yerleştirilmiş bu yapıda düzenlemiş; hatta büyük güneş tutulmasını da buradan izlemişti. Sumela Manastırı’nın geçmişinin gizemli öykülerle dolu oluşu, onu bulunduğu yer kadar çekici kılar. Manastırda bulunan ve İncil yazarı Loukas’ın yaptığına inanılan Meryem Ana ikonasının Atina’ya kaçırılışından Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’i bozguna uğrattıktan sonra manastıra armağan ettiği altın şamdanın akıbetine kadar birçok olay dilden dile dolaşır. Ve bütün bunların ötesinde, bugün “Türkiye’yi yurtdışında tanıtan on turistik fotoğraf seçin” deseler, onlardan biri mutlaka Sumela Manastırı’nınki olur.
Sümela en güzel AKGÜN AKOVA nın bu yazısıyla anlatılır diye düşündüm.Fazla söze ne gerek hayret uyandıracak kadar büyüleyici ...

6 yorum:

elif dedi ki...

çok güzel yerler buralar.. eşimin annesi de trabzonlu ama daha gitmek nasip ılmadı... yorumunuz için teşekkürler.. sevgilerimle..

ilerlemeyentakvim dedi ki...

bir karadeniz hayranı olarak bayıldım resimlere gerçekten büyüleyici...

Nur Kılıç dedi ki...

Yazıyı okurken öyle bir dil kullanılmış ki hikaye gibi AKGÜN AKOVA'nın kalemine yüregine saglık..
Evlenmeden önce nasıl bir maçka hayranıydım o manastırı benim kadar merak eden yoktur, balayına oraları gezmeyi planlamıştık ama izinlerimiz yüzünden kısmet olmadı ve hala imkansız görünüyor :(

Özlemlerim depreşti teşekkür ederim bu güzellikler için...
Sevgilerimle...

banu gökşin dedi ki...

harıka resımler canım paylasım ıcın tesekkurler sevgıler..

DeSsTiNa / Hayatın Ta Kendisi Lokantası dedi ki...

Yıllar önce bir kere banada görmek nasip olmuştu bu güzelliği, ama tavanlardaki o işlemelerin üstünde bilmem nereli bilmemkin yazılarını görmek içimi acıtmıştı. Umarım şimdi daha iyi korunuyordur.

Cocukla Cocuk dedi ki...

batı karadenizli biri olarak üzülerek söylüyoru doğu karadenizi hiç görmedim...çok merak ediyorum manastır ve diger yazıdaki kilise çok ilgimi çekti..
iyi bayramlar

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails